Hac Forumu
Nisan 19, 2014, 10:05:02 pm *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Hacda Kadınların Durumu - Ekrem KELEŞ  (Okunma Sayısı 6624 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
vaizismail
vaizismail
Administrator
Sr. Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 496


Paylaşılan şeyler çoğalır Dünya ve Ahirette


WWW
« : Temmuz 18, 2009, 11:25:51 am »

HACDA KADINLARIN DURUMU



Dr. Ekrem KELEŞ

Cidde Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi


Giriş

Hac ibadetinin yerine getirilişi bakımından kadınların durumu anlatılırken, genellikle dile getirilen ilk cümle, bu ibadetin ifası açısından kadınlar ile erkekler arasında bir fark olmadığı şeklindedir. “Ancak” ile başlayan ikinci cümlede kadınların hac ibadeti esnasında erkeklerden farklı olduğu bazı hususlar anlatılır. Bu farklılıklara aşağıda değineceğiz.

Peygamber Efendimiz döneminden beri kadınlar, aktif olarak haccın yerine getirildiği her aşamada erkeklerle beraber bulunmuşlardır.  Kadınlar Allah Resulü ile birlikte hac farizasını ifa etmiş, Peygamber Efendimize sorular sormuş ve Resûlullah (a.s) onlara haccın hükümlerini, özellikle de kadınlara özgü hükümlerini (adet durumu, ihram vb.) açıklamıştır. Bugün kadınların haccına ilişkin olarak sahip olduğumuz malumat büyük ölçüde o zaman şekillenmiştir.

Hac ibadetinin diğer ibadetlerden çok farklı yönleri vardır. Bu farklılıklar daha ziyade yaşayarak anlaşılabilir. Bu bakımdan haccı yaşamayan onu iyi anlayamaz.

İlâhî bir sır olarak belki, haccın birleştirici rolü, hac esnasında her türlü ayrımcılığı ve imtiyazı eritip yok eder. Onun bu birleştirici işlevi içinde, hayatın bazı başka alanlarında pratik olarak kendini gösteren cinsiyet ayrımcılığı da yer bulamaz. Tavafta Kabe'nin etrafında kadın-erkek beraber döner. Dönemindeki idareci, kadınları erkeklerle birlikte tavaf yapmaktan men ettiğinde Atâ; "Resûlullah'ın hanımları erkeklerle birlikte tavaf yapmışken kadınların erkeklerle birlikte tavaf yapmasına nasıl engel olursun?..." diyerek bu uygulamaya karşı çıkmıştır.

Kadın, hacda cinsiyeti ile değil bir insan olarak kişiliği ve kulluğu ile ön plana çıkar. Kabe'nin etrafında kadın, erkek, genç, yaşlı, amir, memur, işveren, işçi... insanlar hep birlikte haccın birleştirici rolü içinde erirler. Hatta günümüzde izdiham sebebiyle zaman zaman ortaya çıkan fiilî bazı durumlar, hacda yer yer erkek kadın karışık olarak saflara durup namaz kıldırmaktadır insanlara. Bütün çabalara rağmen bu fiilî durumu kimse değiştirememektedir. Haccın izdihamlı günlerinde kişi, annesi, kardeşi, kızı, eşi, halası, teyzesi. mahremlerinden biri ile tavaf yaparken farz namaz için kamet getirilmekte ve herkes olduğu yerde namaza durmak mecburiyetinde kalmaktadır. Böyle bir fiilî durum bulunmaktadır. Bu fiilî durum, birtakım fikhî kurallara uymasa da artık zaruret kapsamında işlerlik kazanmaktadır. Haccın kendine özgü işlevi, adeta burada fiilî olarak zorunlu bir şekilde kendini hissettirmektedir.

Her türlü imtiyazın bir kenara bırakılıp takva azığıyla  çıkılması gereken bu yolculuğa kadın da takva azığını kuşanarak çıkar. Bu yolculukta onun heyecanı bir başkadır. Duyguları âdeta bir çağlayana dönüşür. Hac ibadetinin her aşamasında toplumun yarısını oluşturan bir kesim olarak bulunur.

Kadının hac ibadetini bilinçli ve huzurlu bir şekilde eda edebilmesi için hac öncesi ve hac esnasında eğitim ve irşad faaliyetlerinin büyük önemi vardır. Hacda kadınların durumuna ilişkin olarak üzerinde durulması gereken en önemli hususlardan biri kanaatimizce budur. Bu eğitim ve irşad faaliyetlerinde hac ibadetinin yerine getirilişine ilişkin bilgilerin yanında yolculuk esnasında ve kutsal iklimde karşılaşılabilecek durumlar da anlatılabilecektir.

Diğer taraftan kadının yolculuğu, iskânı ve intikalleri ile ilgili organizasyonlara önemli görevler düşmektedir. Bu bağlamda da üzerinde durulması gereken pek çok husus bulunmaktadır.

Daha hazırlık ve kayıt aşamalarından başlamak üzere, ülkeden çıkıp dö-nünceye kadar hac yolculuğu yapan kitlelerin yarısını oluşturan kadınların, intikallerde, tavafta, sa'yde, vakfelerde, ziyaretlerde ve Medine-i Münevve-re'de Hz. Peygamberi ziyaret sırasında karşılaştıkları kendilerine özgü önemli güçlükler bulunmaktadır. Bu güçlüklerin giderilebilmesi için neler yapılabileceği üzerinde de durmak gerekmektedir. Burada örnek olmak üzere Mescid-i Nebevî'de Ravza'da namaz kılabilmek için kadınların çektikleri sıkıntıyı ve yaşadıkları olumsuzlukları hatırlamak gerekir. Herhalde bunu ancak yaşayanlar anlatabilir.

Bu vesile ile şunu ifade edelim ki, Peygamber Efendimizin, kadınların erkeklerin üzerindeki haklarını ilân ettiği kutsal iklim, erkeklerin kadınların üzerlerindeki hakları konusunda bir nefis muhasebesi yapmalarının tam zamanıdır.

Kadınları hacca elbisemizi yıkasın, yemeğimizi yapsın anlayışı ile götürdüğümüz dönemlerin geride kaldığını düşünüyoruz. Ancak hâlâ daha kadının hac organizasyonlarında, Allah'ın sorumlu bir kulu olarak hak ettiği konumda olmadığı endişesi taşıyoruz. Hac sırasında kadınlardan hizmet beklentisinin ortadan kaldırılması açısından organizelerin yemekli yapılması güzel bir tercihtir. Kadının, hac yaparken bu tür ilgileri zihninden silip atmış olarak hac yapabilmesi en doğal hakkıdır.

Akıldan, beceriden, göz açıklıktan ziyade duygu, ihlâs ve samimiyetin egemen olması gereken bir iklimde Allah'ın duygu bakımından erkeklerden daha ileri bir donanıma sahip kıldığı kadınlarımız, hiç şüphesiz hacda daha coşkulu bir buluşma yaşayabilecek durumdadırlar.

'Hacda Kadınların Durumu' gibi kapsamlı bir konunun ele alınacak pek çok yönü bulunmaktadır. Burada bunlardan yalnızca basit bazı kesitler sunmaya çalışacağız.

Önce bazı fıkhî meselelere bir göz atalım.

Yükümlülük

Fıkıh kitaplarımızda hac ibadetiyle ilgili yükümlülük şartları, genellikle iki kısımda incelenmektedir. Birincisi, erkek ve kadınları birlikte ilgilendiren şartlar; ikincisi ise yalnızca kadınları ilgilendiren şartlardır.

Kadın ve erkekleri birlikte ilgilendiren şartlar, bütün ibadetlerde olduğu gibi ibadet yükümlülüğü için gerekli olan Müslüman olmak, akıllı olmak, buluğa ermiş olmak üçlüsünün yanında hac için "istitaat" kavramı içinde değerlendirilebilecek bazı hususlardır. Bunlar genellikle yeterli mali imkâna sahip olma, yol güvenliği, sağlıklı olma, haccı yerine getirebileceği zamana erişme ve bu zamanı bulma şeklinde ifade edilmektedir. Bunlar erkek ve kadınlar için ortak yükümlülük şartlarıdır.

Bu genel şartların yanında kadına özgü olarak üzerinde konuşulan iki şart vardır: Hac yolculuğu için kadının yanında mahreminin bulunması ve kadının iddet bekliyor olmaması.

İhramdaki şeklî farklılık ile özel günlerinde tavaf yapmaması bir kenara bırakıldığı takdirde hacda kadının konumuna ilişkin olarak fıkıh kitaplarımızda özellikle bu iki husus, ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Bu şartlardan her ikisi de doğrudan hac ile ilgili değildir. Birincisi kadının yanında mahremi olmadan yolculuk yapıp yapamayacağı yolundaki tartışmadan kaynaklanmaktadır. İkincisi ise boşanmış kadınların, iddetlerini nikâh evinde bekleme zorunluluğuna ilişkin hüküm ve tartışmalarla ilgilidir.

Ayrıntılarına girmeden burada bu iki hususu kısaca hatırlamanın uygun olacağını düşünüyoruz.



Yolculuk/ Mahrem Şartı

Hanefî ve Hanbelî mezhebinde amel edilen görüşe göre kadının hac yolculuğuna çıkabilmesi için kendisine refakat edecek mahreminin bulunması şarttır. İlim adamlarından bir grubun görüşü de bu doğrultudadır. Kadının hac yolculuğunda yanında mahreminin bulunmasını şart koşan âlimler, mahremi “istitaât/güç yetirebilme” kapsamında değerlendirmişlerdir.

"Mahrem"den kasıt, kadının eşi veya nikâhı ebediyen kendisine haram olan kişilerdir. Buna göre diğer şartları taşımasına rağmen hacca beraberinde gidebilecek mahremi olmayan kadın, hac yolculuğuna gücü yetmeyenler kapsamında değerlendirilmiş olmaktadır.

Kadının hacca gidebilmesi için yanında eşi veya mahreminin bulunmasını şart koşan âlimler, seferîlikle ilgili olarak bir kadının beraberinde mahremi bulunmadan sefer mesafesi yolculuk yapmasını yasaklayan hadisleri esas almışlardır. Bu hadislerden bazıları şunlardır:

Ebû Hüreyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (as) şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve âhiret gününe inanmış bir kadının, yanında mahremi olmadan bir gün bir gecelik yolculuğa çıkması helâl olmaz. "

İbni Abbas (ra)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah "Bir erkek, yanında mahremi olmayan kadınla yalnız kalmasın; hiçbir kadın da yanında mahremi bulunmaksızın (tek başına) yolculuğa çıkmasın" buyurdu. Bunun üzerine bir sahâbî, "Ey Allah'ın Resulü! Karım hac için yola çıkmak üzere, ben de falanca savaşa katılmak için yazıldım" dedi. Bunun üzerine Resûlullah, "Git, karınla birlikte haccet!" buyurdu.

Ebû Salih'in Ebû Said'den rivayetine göre de Resûlullah şöyle buyurmuştur: "Bir kadın, üç günlük veya daha fazla bir yolculuğa ancak bir mahremi ile çıkabilir."

Nafi de İbn Ömer'den Resûlullah'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş bir kadının, yanında mahremi olmadan üç gün veya daha fazla sürecek bir yolculuğa çıkması helâl olmaz.

Bu âlimlere göre üç gün üç gece süren bir mesafede ikamet eden bir kadının hacca gidebilmesi için yanında eşinin veya bir mahreminin bulunması gerekir. Bu süreden az olan bir mesafede ikamet eden bir kadına haccın farz olması için yanında eşi veya mahreminin bulunması şart değildir.

Bazı âlimler ise, güvenlik açısından bir tehlike olmadığı sürece kadının hac yolculuğunun caiz olabilmesi için beraberinde mahreminin bulunmasını şart görmemektedirler. İmam Ahmed'den de farz olan hacda mahremin şart olmadığına dair bir rivayet vardır. Bu görüş, İbn Şîrîn, İmam Mâlik, Ev-zaî ve Şafiî'nin görüşüdür.

Bu çerçevede Şafiî ve Mâlikî mezheplerine göre kadına haccın farz olabilmesi için yanında eşinin ya da bir mahreminin bulunması şart görülmemektedir. Kadın güvenilir bir grup kadınla birlikte hacca gidebilir. Hatta İbn Sîrîn'in; "Müslümanlardan bir adam ile birlikte hac yoluculuğuna çıkabilir. Bunda bir beis yoktur" dediği aktarılmaktadır.

İmam Mâlik, kadınlardan bir topluluk ile beraber; Şafiî, güvenilir hür bir kadın ile; Evzaî, adil bir topluluk ile çıkabileceğini söylemiştir.

Kadının, yanında mahremi olmadan hacca gidebileceği görüşünde olan âlimler, Ömer b. Hattab (ra)'ın, son haccında Hz. Peygamberin hanımlarının hac yapmasına izin vermesini ve yanlarında Osman b. Affan ve Abdur-rahman b. Avf'ı göndermesini delil göstermektedirler. Buna göre, Hz. Ömer, Hz. Osman, Abdurrahman b. Avf ve Hz. Peygamberin hanımları, bu hususta ittifak etmiş demektir. Diğer sahabiler de buna karşı çıkmamışlardır.

Bu hususta başka deliller de ortaya konmuştur. Bunlardan biri de Şeyhayn'ın Adi b. Hatim'den merfû olarak rivayet ettiği şu hadistir: "Çok yakın bir gelecekte bir kadın tek başına beraberinde kimse olmadan Hîre'den çıkacak (hiçbir zarar görmeksizin) gidip Kabe'yi tavaf edecektir." 

Bu hadis yalnızca bu olayın vuku bulacağını değil, aynı zamanda bunun caiz olduğunu da gösterir. Çünkü bu hadis böyle bir durumu övme ve İslâm'ın şiarının yükseleceğini açıklama bağlamında söylenmiştir. Dolayısıyla cevaz göstergesi olarak alınmaktadır. Zamanımızda tercih edilen görüş, genellikle bu doğrultudaki yaklaşımlardır.

Bu konuda Yusuf Karadavî özetle şöyle söylemektedir: Bu hususta İslâm dininde öteden beri süregelen asıl, kadının yanında mahremi olmadan yolculuğa çıkmamasıdır. Bu hüküm, bazılarının zannettiği gibi, kadına karşı bir suizan değil, kadının itibarını korumaya yönelik ihtiyati bir hükümdür. Fakat hac yolculuğunda kendisine refakat edecek mahrem bulamaz, bunun yerine yanlarında gidebileceği emin erkekler veya güvenilir kadınlar bulur veya yol güvenli olursa, yolculuğuna bir engel yoktur. Özellikle de zamanımızda yolculuk, geçmiş dönemlerdeki gibi tehlikelerle dolu değildir. Gemiler, uçaklar, otobüsler gibi toplu taşım araçları vasıtasıyla yapılmaktadır.

Kadının yanında mahremi olmadan sefere çıkmasının haram olduğunu gösteren rivayetlerin bir kısmında belli bir süre konmamıştır. Bazılarında ise değişik süreler vardır: Bir günlük yol, üç günden fazla yolculuk, iki günlük yol, üç mil, bir berid (konak), üç gün vb...

Diğer taraftan kadının yolculuğuna ilişkin bir kısmı zaruret kapsamında değişik hükümler de verilmiştir. Kadının dâru'l-harpten hicret ederken, borcunu ödemek için, vediayı geri vermek üzere, nüşûzdan vazgeçmek için tek başına yolculuk yapabileceği, genellikle ortak olarak dile getirilen görüşlerdendir. Bazı âlimler ise, yaşlı kadının mahremsiz olarak sefere çıkmasının caiz olduğunu, çoğunluk ise genç hanımların ancak mahremi ile çıkabileceğini söylemişlerdir.

Kadının yanında mahremi olmadan yolculuğa çıkmasına ilişkin hadislerin bir bütün olarak ele alınması durumunda bunların büyük ölçüde kadının güvenliğine yönelik olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Fakihlerin bu husustaki içtihatları da aynı hedefe yöneliktir. Bu durumda söylenebilecek olan şey şudur: Özellikle genç hanımların, yolculuğa çıkarken yanlarında mümkün mertebe mahremlerinin bulunmasına dikkat etmeleri kendi güvenlikleri açısından önem taşımaktadır. Fakihlerin bu husustaki duyarlılıklarının göz ardı edilmemesi gerekir. Ancak zaruret ve ihtiyaç durumlarında, güvenliğin bulunması şartıyla yolculuk yapabilecekleri hususu da günümüzde çok tartışılan ve artık belli bir görüşün oluştuğu bir husustur. Bu bakımdan bu konu üzerinde fazla durmak istemiyoruz.

İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu mahremi, eda değil de yükümlülük şartı olarak kabul etmektedir. Buna göre, diğer şartları taşısa bile, eşi veya mahremi olmadığı zaman, kadına hac farz olmamış sayılacaktır.

İddet Bekliyor Olmama Şartı

Kadının haccı konusunda fıkıh kitaplarımızda üzerinde durulan hususlardan biri de hac yolculuğuna çıkabilmesi için kadının iddet bekliyor olmaması şartıdır. Bu şart da doğrudan hac ile ilgili değil, kadının boşanma durumuna bağlı bir hükümden dolayıdır. Bu hususta fıkıh kitaplarımızdaki değerlendirmeler özetle şöyledir:

Kadına haccın farz olması için aranan şartlardan biri de kadının -ister talâk ister vefat hangi türü olsun- iddet bekliyor olmamasıdır. Bulunduğu memleketin insanları hacca giderken kadın, iddet bekliyorsa kendisine hac farz olmaz. Çünkü Allah Teâla iddet bekleyen hanımların evlerinden çıkarılmamalarını ve kendilerinin de çıkmamalarını istemektedir. Bu hükmün dayandırıldığı nas, Talâk sûresi birinci âyet-i kerimesidir. Âyetin meali şöyledir: "Ey peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde onları iddetlerini dikkate alarak (temizlik halinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah'a karşı gelmekten sakının. Apaçık bir kötü davranış sergilemeleri dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır."

Âyet-i kerimenin zahiri, kocadan, kadını evden çıkarmamasını istemekte, kadından da evden çıkmamayı. Genelde fakihler, âyette geçen "Evlerinden çıkarmayın", "Kendileri de çıkmasınlar" şeklindeki emirleri esas alarak iddet bekleyen hanımların iddet süresince hacca gidemeyecekleri içtihadında bulunmuşlardır.

Bu âyet ayrıca iddet içerisinde olduğu sürece kadının süknâ hakkının sabit olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'ın boşanan kadınların çıkmamalarını emrettiği evler, boşamadan önce kaldıkları evlerdir. Kadına iddet süresince bu nikâh evinde kalması emredilmektedir.

Hanefi mezhebine göre, ric'î talâkta erkek, rucua şahit tutmadıkça kadını sefere götüremez. Hanefî âlimleri kadını iddette seferden menetmektedirler.

Talâk-ı ric'îde kadının nafakasının ve süknâsının erkeğin sorumluluğu olduğu ve erkeğin kadını iddet müddetince evden çıkarmasının caiz olmadığı hususunda ilim adamları arasında herhangi bir hilaf yoktur...  Kadının da kocanın üzerindeki hakkından dolayı açık bir zaruret olmadıkça iddet süresince nikâh evinden çıkması caiz görülmemektedir. Çıkarsa günahkâr olur, iddet devam eder. Bu hususta ric'î ve bain talâk aynıdır. Bu, kocanın neslini korumak içindir. Evlerin kadınlara izafe edilmesinin anlamı budur.

Âyet-i kerimeden iddet beklemekte olan hanımların evlerinden çıkmayacakları hükmünü istinbat eden fakihler, bu çerçevede vefat iddeti bekleyen hanımların da hacca gidemeyeceğini söylemektedirler. Buna göre eşi ölen kadının evinde beklemesi farzdır. Bu farz, hac görevine tercih edilir. Çünkü hacca gittiğinde bu farz yerine getirilmemiş olur. Hacca daha sonra da gidebilir. Fakat bu iddetin ancak o vakitte yerine getirilmesi mümkündür. Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Mes'ûd, iddet bekleyen hanımları ihrama girme yerlerinden geri çevirmişlerdir.

Burada dikkat çekici bir husus Hanbelî mezhebinin görüşüdür. Hanbelî mezhebine göre, kadın vefat iddeti beklerken hacca gidemez ise de bain talâk iddeti beklerken gidebilir. İmam Ahmed bunu açıkça belirtmiştir. Çünkü evden ayrılmamak ve evde kalmak vefat iddetinde farzdır. Bu bekleme, hacdan öne alınır, çünkü bunun vakti geçer. Bain talâkta ise evde bekleyiş farz değildir.

Ric'î talâk ise zaten nikâhı ortadan kaldırmaz. Kadın iddet süresince kocasının eşidir. Ric'î boşamada, kadın bütünüyle boşanmış sayılmaz. Eşiyle aralarındaki nikâh bağı bir bakıma devam etmektedir. Eşi her zaman bu boşamadan vazgeçebilir. Bu sebeple kadının evinde beklemesi gerekir. Konu ile ilgili âyetin sonundaki, "Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır"  şeklindeki ifade, erkeğin eşine iddet içerisinde her zaman dönebileceğine, bu sebeple kadının evinde beklemesi gerektiğine işaret etmektedir.

Âyet-i kerime dikkatle incelendiğinde birkaç husus belirgin bir şekilde kendini göstermektedir:

Birincisi, iddet süresince kadının süknâ hakkı. Bunu kocanın sağlaması gerekiyor.

İkincisi, bu sürede kadının hamile olup olmadığının ortaya çıkması ve kocanın neslinin korunması, vefat iddetinde kocanın hatırasının korunması ve hıdad.

Üçüncüsü, ric'î talâk ile boşamada tekrar bir araya gelme ve durumun telafi edilmesi ihtimali. Çünkü kadının boşanma sonrası bekleme döneminde kocasının evinde tutulmasının hikmeti, tekrar birbirlerine dönmelerine bir fırsat oluşturmaktır. Sevgi ve şefkat duygularını yeniden harekete geçirmektir. Birlikte geçirdikleri günlerin anılarını tazelemektir. Şöyle ki, bu dönemde koca boşanma gereği kadından uzak durur; ama gözlerinin önünde dolaşır. Bu durum her ikisinin de duyguları üzerinde derin etki bırakır.

Âyet-i kerime iddet bekleyen hanımların evlerinden çıkmamaları hususunda açıktır. Âyet boşama iddetine ilişkin olmasına karşın, İmam Ahmed, belirttiğimiz gibi bain talâkta iddet süresi içerisinde kadının hacca gitmesini caiz görmüştür.

Bu meselenin konumuzu ilgilendiren güncel yönü, sözgelimi kur'a ile hacca gitme hakkı elde etmiş kadının bu fırsatı değerlendirmesi açısından önem arz etmektedir. Belki bir daha bu fırsatı elde edemeyebilir. Bu durumda kadının hakkı gelecek yıllar için saklanacak mıdır? Böyle bir imkân olmaması durumunda hacca gitmesine cevaz mı verilecektir? Meselâ Mecmau'i-Fıkhî'l-İslâmî dört mezhebin görüşü doğrultusunda bu konumdaki kadına haccın farz olmadığı, dolayısıyla kocası ölmüş kadının vefat iddeti sırasında hacca gidemeyeceği doğrultusunda fetva vermektedir.  Zahirîlere göre, kocası ölmüş bulunan, üç talâk ile boşanan veya talâkının sonuncusu verilen kadın, istediği yerde iddet bekleyebilir, iddet süresi içerisinde hac yapabilir ve dilediği yere seyahat edebilir.  İbn Abbas'ın "Yüce Allah, 'dört ay on gün iddet bekler' demiştir, evinde iddet bekler dememiştir. Dolayısıyla istediği yerde iddet beklesin" dediği rivayet edilmektedir.  Bu hususta Şeyh Atıyye es-Sakar gibi bazı ilim adamları da Hz. Âişe (ra)'nin kız kardeşi Ümmu Gülsum'un kocası Talha öldürüldüğü zaman vefat iddeti sırasında Hz. Âişe ile birlikte umreye gitmesi ve bu doğrultuda fetva vermesi  örneğinden hareketle bu konumdaki bir hanımın hacca gidebileceği yolunda cevap vermektedirler.

Âyet-i kerimelerin devamı, evden çıkarılmamaları, kendilerinin de çıkmamaları yolundaki emrin daha çok ric'î talâk ile boşanmış olan hanımları ilgilendirdiği imajı veriyor. Çünkü "Belki Allah bütün bunlardan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır" ifadesi, "Tekrar bir araya gelmeleri için bir karar değişikliği meydana gelebilir. Göz önünde olunca bu durum geri dönüşü daha kolaylaştırır ve teşvik eder" mesajı vermektedir.

Sahihaynda anlatıldığına göre kocası üçüncü talâkı ile de boşadığı zaman Resûlullah Fatıma bint Kâys'ın evinden ayrılarak başka bir yerde iddet beklemesine izin vermiştir. Mervan, Fatıma bint Kays'a, Kubeysa b. Züeyb'i göndererek bu hadisi sordurmuş, o da hadisi anlatmış, bunun üzerine Mervan, “Bu hadisi, sadece bir kadından duymuş olduk. İnsanları üzerinde bulduğumuz hatadan uzak uygulamayı (ismeti) alacağız (tercih edeceğiz)” demiş; bu söz kendisine ulaşınca Fatıma bint Kays, “Aramızda Kur'an hakemdir.” Allah azze ve celle şöyle buyuruyor:  Bu ric-ı talâkla ilgilidir. Üç talâktan sonra yeni hangi durum ortaya çıkacak?' demiştir.

Âyeti bu hanım sahabinin tefsiri doğrultusunda anladığımız zaman, evden çıkarılmama ve çıkmama durumu ric'î talâkla ilgilidir. Çünkü boşayan kişide karar değişikliği olabilir. Evde olduğunda her zaman konuşma görüşme imkânı vardır. Birbirlerini görürler yeni bir durum ortaya çıkabilir. Ancak bain talâkta geri dönüş söz konusu olmayacağı için evde kalmasının bu anlamda bir yararı olmayacaktır. Onun için evde kalma iddet süresince geçiminin garanti edilmesi, iaşe ve ibatesinin sağlanmasına yöneliktir.

Bain talâkta da kadının evden çıkamayacağını söyleyen fakihler, bu hanım sahabinin olayını kendine özgü şartlardan dolayı böyle olmuştur şeklinde yorumlamakta ve bunu bir istisna olarak değerlendirmektedirler. Bu hususta fıkıh kitaplarımızda yer alan ve iddet bekleme durumunun hac yolculuğu esnasında meydana gelmesi halinde nasıl hareket edileceğini anlatan  ayrıntılara pratik yararı olmadığı için girmiyoruz.

Sonuç olarak fakihlerin çoğunluğuna göre iddet bekleyen kadın da bu konumda hac ile yükümlü değildir.

Genel yükümlülük şartlarının yanında kadınlara özgü şartları da taşıyan hanımlara hac farz olur. Bunlardan biri eksik olsa bizzat kendisinin hac yapması farz olmadığı gibi vekil göndermesi veya vasiyette bulunması da gerekmez. Ancak bu şartları taşıdığı halde hacca gitmez de daha sonra hacca gitme imkânı bulamazsa sorumlu olur, hac borcu üzerinden düşmez. Bu takdirde meşru bir mazeretle bizzat kendisi gidemezse yerine vekil göndermesi veya vekil gönderilmesini vasiyet etmesi gerekir.

Kocanın izni

Hac ibadetini eda etmek isteyen eşine elinden gelen desteği vermek, imkân var ise kendisine refakat etmek, imkânı yoksa onun hac yapmasına gönül hoşluğu ile izin vermek, İslâm'ın eşler arasında öngördüğü iyi ilişkilerin bir gereğidir. İbn Hazm'a göre kocanın, eşi ile birlikte hac yapması farzdır. Eğer yapmaz ise Allah'a karşı gelmiş olur.

Şayet koca eşinin hacca gitmesine izin vermezse ne olacaktır?

Bu durumda genel kural şudur: Farz olan hacda kadının kocasının iznini alması müstehaptır. İzin verdiği takdirde izni ile; izin vermediği takdirde ise izinsiz olarak hacca gider. Çünkü erkeğin eşini farz olan hacdan menetme hakkı yoktur. Çünkü hac, (şartlarını taşıyan) kadına farz bir ibadettir. Halık'a isyan olan yerde mahlûka itaat yoktur. Namazı ilk vaktinde kılma hakkı olduğu gibi kadının hac vazifesini eda etmek için de onu bir an önce yerine getirme hakkı vardır. Güvenlik ve benzeri gerekli şartlar var ise, erkeğin bu hususta onu engelleme hakkı yoktur. Nezredilen hac da bu kapsamdadır. Çünkü bu da farz olan hac gibi vaciptir. Fakat erkeğin nafile hacca engel olma hakkı vardır. Bu husustaki delil, malı olan evli bir kadına kocasının izin vermemesine ilişkin olarak Dârekutnî'nin İbn Ömer'den rivayet ettiği şu hadistir: "Kadın, ancak kocasının izni ile gidebilir."  Ancak her halükârda hac yolculuğunun eşler arasında istişare ve rıza ile kararlaştırılması, İslâm'ın güzel ahlâk ilkelerinin bir gereğidir.

Burada belki mukabil olarak erkeğin de hacca giderken eşinin muvafakatini almasının müstehap olacağını söyleyebiliriz. Çünkü hac yolculuğu ibadet yolculuğudur. Yolculuğa çıkmadan önce kişinin çevresindeki insanlarla helâlleşmesi müstehaptır. Helâlleşeceği insanlar içinde eşi, ilk sıralardadır.

Yükümlülüğün Yerine Getirilişi

Hac ve umrenin yerine getirilişi açısından kadınlarla erkekler arasında bir fark yoktur. Ancak , kadınlar için erkeklerde olduğu gibi özel bir ihram kıyafeti söz konusu değildir. Elbise, başörtüsü, çorap, ayakkabı gibi her zaman giydikleri kıyafetlerini giyerler. Yalnızca yüzlerini örtmezler. Kadının ihramı yüzündedir. Bir de erkeklerin yaptığı gibi telbiye, tekbir, tehlil, salâvat okurken ve dua ederken seslerini yükseltmezler. Tavafta hızlı ve çalımlı yürüyerek "remel"; sa'yde de yeşil direkler arasında koşar adımlarla yürüyerek "hervele" yapmazlar. Erkeklerdeki gibi özel ihram kıyafetleri olmadığı için kadınlarda ıztıba söz konusu değildir.

İzdiham olan yerlerde mümkün olduğu kadar erkeklerin arasına girmemeye özen gösterirler. Özellikle namaz kılarken, erkek safları arasında kalmayıp kadınlara ait yerlerde namaz kılarlar.

Adetliyken ihrama giren veya ihrama girdikten sonra âdet görmeye başlayan kadınlar, tavafın dışında haccın bütün menâsikini yerine getirirler. Haccın rüknü olan ziyaret tavafını yapmak üzere temizleninceye kadar Mekke-i Mükerreme'de beklerler. Adetliyken ihrama giren ve ihrama girdikten sonra âdetleri bitmeden Arafat'a çıkmak durumunda kalacak hanımlar daha baştan ihrama girerken ifrad haccına niyet etmelidirler.

İhramdan çıkmak için saçlarını dipten tıraş etmezler, uçlarından biraz keserler.

Özel durumları sebebiyle kudüm tavafını terk etmelerinden dolayı bir şey gerekmez.

Yine özel durumları sebebiyle farz olan ziyaret tavafını eyyâm-ı nahrdan, yani bayramın ilk üç gününden sonra yapmalarından dolayı (İmam Ebû Hanîfe'ye göre de) herhangi bir ceza gerekmez. Aynı şekilde bu özel halleri sebebiyle veda tavafını terk etmekle de kendilerine ceza gerekmez. Hayız-lı ve nifaslı kadınlara sader tavafı yoktur. Çünkü Peygamber Efendimiz ha-yızlı hanımlara bunun terki hususunda ruhsat vermiş ve yerine bir şey ikame edilmesini emretmemiştir.

Uygulamada kadınların erkeklerden farklı oldukları hususlar, fıkıh kitaplarımızda bu şekilde ifade edilmektedir.

Âdet Geciktirme Girişimleri ve Allah Resûlü'nün Açıklaması

Fikhî ayrıntılar bir kenara bırakıldığı takdirde aslında kadının hacda nasıl hareket edeceği, Allah Resûlü'nün Hz. Âişe validemize ifade buyurduğu açıklamada son derece net ve basit bir şekilde ortaya konmuştur.

Allah Resulü ihrama girdikten sonra özel günleri başlayan Hz. Âişe validemize, tavafın dışında haccın diğer menâsikinin hepsini yapmasını söylemiştir. Ona "...Diğer hacılar ne yapıyorlarsa sen de aynısını yap, fakat temizleninceye kadar Kabe'yi tavaf etme.  demiştir.

Hz. Peygamberin bu son derece açık ifadesi, kadınlar açısından hacda problem gibi görülen özel günlerin problem olmaktan nasıl çıkarıldığını göstermektedir. Tavafın dışında haccın diğer menâsiki tamamen eda edilecek, tavaf ise özel günler geçince yapılacaktır. Bu husus bu derece açık bir şekilde bizzat Peygamber Efendimiz tarafından ortaya konmuş olmasına rağmen -zaruret halleri dışında- kadınların haccına yardımcı olmak adına devreye sokulan âdet geciktirici ilaç kullanma gibi yöntemler, kanaatimizce faydadan ziyade zarar getirmektedir.

Bilinçli bir uygulama gerektiren bu yöntemlerin belli bir eğitim, bilgi ve bilinç olmadan kullanımı, birtakım sıkıntıları da beraberinde getirmektedir. Güya tedbir olarak devreye sokulan bu tür girişimler, kadını her şeyden önce bir panik havasına sokmakta ve psikolojik olarak olumsuz yönde etkilemektedir. 'Başlayıverirse!' gibi bir tedirginlik içerisinde kadın, ibadetin hazzını tam olarak yaşayamamaktadır. Kimi zaman bu psikoloji ile kadının sağlığı bile alt üst olabilmektedir. Bu bakımdan ömründe bir defa gelebildiği bu kutsal yolculukta kadının özel günleri sebebiyle bir panik havasına sokulması kanaatimizce uygun değildir. Böyle bir yönlendirme ile -çoğu zaman da hatalı uygulamalarla- doğal gidişe yapılan müdahale, özel günlerin seyrini bozmakta, âdet düzensizleşmekte, kadın bu sefer ne yapacağını bilemez hale düşmekte ve psikolojik olarak yaptığı ibadette eksiklik meydana getirdiği gibi bir halet-i ruhiye içine düşmektedir. Bu tür yönlendirmelerin veya yönelişlerin yanlışlığı uygulamalarda pek çok tecrübe ile de ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla burada yapılacak tek şey, zaruret durumları dışında kadınlardaki bu doğal durumun doğal seyrine bırakılması ve kadının, Hz. Peygamber'in emrettiği şekilde tavafın dışında diğer menâsiki eda edip tavafı sonraya bırakmasıdır. Bunun dışında yapılacak herhangi bir müdahale ve yönlendirme ibadetin normal seyrinde sıkıntılara yol açmakta ve bazen bunun sonucu olarak bir dizi hata yapılabilmektedir.

Tedirginliğe Gerek Yok

Günümüzde hac organizasyonları genellikle bu durumda olan hanımlar için gerekli tedbirleri almaktadır.

Her ne kadar bazı fetva kurulları âdeti geciktirmek için ilaç kullanmanın cevazı doğrultusunda fetvalar verseler de  burada Şa'râvî rahmetlinin, Ramazanda oruç tutabilmek için ilaç kullanarak âdeti engellemenin yanlışlığını anlatan fetvasını hatırlamakta yarar vardır. Ona göre bu, Allah'ın kadına verdiği ruhsatı reddetmek ve insanın doğal yapısını değiştirmeye çalışmaktır. Böyle bir şey irtikâp edilmemelidir. Bunu irtikâp etmek Allah'ın emrine muhalefet etmek anlamına gelir.  Şa'râvî'nin bu fetvası Ra-mazan'da adet geciktirici ilaç kullanımı ile ilgili olmakla birlikte herhangi bir zaruret olmaksızın hacda adet geciktirici ilaç kullanımı hakkında da dikkate alınabilecek farklı bir yaklaşımdır.

Hac ibadeti esnasında ilaç kullanımına ilişkin olarak burada Sayın Selva Özelbaş Hanımefendinin  bana gönderdiği bir değerlendirmeyi aktarmak istiyorum. Selva Hanım özetle şöyle söylemektedir: Asıl olan âdet geciktirici hapların kullanılmamasını tavsiye etmek olmalıdır. Bununla birlikte, hacda ve umrede âdet geciktirici ilaç kullanımına ihtiyaç olabilir. Özellikle kısa süreli hac yapan hanımlar ile hac sonrası erken dönecek olan ka-filelerdeki hanımlar buna ihtiyaç duyabilirler. Ayrıca hac dönemi dışında umre yapan ve özel günleri o döneme rastlayan hanımların da buna ihtiyacı olabilir. Bu durumlarda dinî ve tıbbi danışma ile âdet geciktirici ilaçların kullanılmasına engel olunmamalıdır. Böyle bir durumda tamamlayıcı tedbir olarak hac takvimine ilişkin din görevlilerinden bilgi alınmalı ve ilaç, hekimlere danışılarak kullanılmalıdır.

Selva Özelbaş'ın  bu husustaki önerisi şudur: "İlaç kullanımında hanımların sağlık durumları, ibadetin bu ilaca ihtiyaç hissettirdiği durumlar ve bu ilacı hac süresince en uygun kullanma zamanı dikkate alınmalıdır. Bu hususta uzmanlar ile istişare edilmelidir. Ayrıca hacı adayı hanımlar eğitim seminerlerinde bir vaize din görevlisi ve jinekologla muhatap edilmelidir. Hacı adaylarının konuyla ilgili soruları ikisinin gözetiminde cevaplandırılarak çözüm bulunmalıdır. Bunun yanında bayan hocaların hac eğitim seminerlerinde bir jinekologdan ders alma imkânı sağlanmalıdır."

Bu vesile ile uygulamaya yönelik bazı fıkhî ayrıntıları da hatırlamakta yarar vardır. Hayız ve nifas halindeki bir kadın kudüm veya umre tavafını yapmadan Arafat'a çıkmak ve vakfe yapmak zorunda kalırsa;

a)   İfrad haccı yapmak üzere sadece hac için ihrama girmişse, temizlendikten sonra ziyaret ve veda tavaflarını yapar. Sünnet olan kudüm tavafının terkinden dolayı bir şey gerekmez; haccı tamam olur.
b)   
c)   Temettü' haccı yapmak üzere sadece umre için ihrama girmişse, Hanefîlere göre Arafat'a çıkarken hac için niyet ve telbiye yaparak umre ihramını iptal eder. Hacdan önce umre yapmadığı için ifrad haccı yapmış olur; şükür kurbanı kesmesi gerekmez. Hacdan sonra iptal ettiği umreyi kaza eder ve iptal ettiği için ceza kurbanı keser. Diğer mezheplere göre hac için niyet ve telbiye yapmakla umre ihramı bozulmaz, hac ihramı ile birleşmiş sayıldığından kıran haccı yapmış olur ve kıran hedyi kesmesi gerekir. Fakat hacdan sonra önceden yapılamayan umrenin kazası için ayrıca tavaf ve sa'y gerekmez. Hac için yapılan tavaf ve sa'y umre için de yeterli olur.
d)   
c) Kıran haccı için ihrama girmişse, Hanefîlere göre, umre tavafından önce Arafat'ta vakfe yapmakla umresi bozulmuş sayıldığından ifrad haccı yapmış olur. Şükür kurbanı kesmesi gerekmez. Fakat hacdan sonra bozulan umreyi kaza eder ve bozduğu için bir ceza kurbanı keser. Diğer mezheplere göre, umre tavafını yapmadan Arafat'ta vakfe yapmakla umre bozulmuş olmaz. Yapılan hac yine kıran haccı olur ve şükür kurbanı kesmek gerekir. Hacdan sonra, önceden yapılamayan umrenin kazası için ayrıca tavaf ve sa'y gerekmez. Hac için yapılan tavaf ve sa'y umre için de yeterli olur.

Bu konudaki fıkhî hükümler ve uygulamada kadınların farklı olduğu hususlar özetle bunlardır. Burada üzerinde durulması gereken en önemli mesele, kadının adetli iken Kabe'yi tavaf etmesi meselesidir. Şimdi bu husustaki değerlendirmelere bir göz atalım.

Adetli İken Tavaf Meselesi

Tavafın sahih olması için, İmam Ahmed'den meşhur olan görüşe göre taharet şarttır (hades-i asğar ve ekber). İmam Mâlik ve Şafiî'nin görüşü de böyledir. İmam Şafiî, kadının adetli iken namaz kılamamasına, Hz. Âişe'nin kadının adetli iken temizleninceye kadar tavaf yapmaması hadisini de delil olarak göstermektedir.

Hanefî mezhebine göre hadesten, cünüplükten, hayızdan ve nifastan taharet, tavafın caiz olması için şart değildir.  Ancak tavafta hadesten taharet vaciptir. Dolayısıyla taharet olmadan yapılan tavaf caizdir. Şu var ki, hadesten taharet tavafın vaciplerinden olduğu için, eğer hadesten taharet bulunmadan tavaf yapılmışsa, Mekke-i Mükerreme'de olunduğu sürece tavafın taharet üzere bulunarak iadesi vaciptir. Tavafı iade ettiği zaman eksik giderilmiş olur ve eksikliğin bu şekilde telâfisi daha kusursuzdur. Çünkü iade, eksikliğin kendi türü ile giderilmesini sağlar. Bir şeyi kendi türü ile telafi etmek daha iyidir.

Tafavı abdestli olarak iade ettiği zaman, eğer daha önce abdestsiz tavaf etmiş idiyse, ister eyyâm-ı nahrda (bayramın ilk üç gününde) iade etsin ister daha sonra, herhangi bir şey gerekmez. Fakat iadesini yaptığı tavafı cünüp olarak yapmış idiyse bakılır: İade eyyâm-ı nahrda gerçekleşmişse bir şey gerekmez. Çünkü vaktinde iade etmiş olmaktadır. Fakat eyyâm-ı nahrdan sonra iade etmişse, dem gerekir. Bu, İmam Ebû Hanîfe'ye göredir. Cünüp olarak tavaf etmiş olduğu halde tavafı iade etmeden memleketine dönmüş ise, Mekke'ye geri dönüp taharet üzere tavafı iade etmesi gerekir. Tavafı vaktinden sonraya; yani eyyâm-ı nahrdan sonraya bıraktığından dolayı da dem gerekir. Mekke'ye dönmez de bir bedene gönderirse bu da yeterlidir. Abdestsiz olarak (hades-i asgar üzere) tavaf yapıp tavafı abdestli olarak iade etmeden memleketine döndüğü takdirde ise, şayet Mekke'ye dönüp tavafı taharet üzere yaparsa caizdir. Mekke'ye bir dem gönderip orada kestirirse bu da caizdir ve bu daha faziletlidir. Çünkü abdestsiz yapılan tavaftaki eksiklik daha hafiftir. Ceza kurbanının Mekke'de kesilip fakirlere dağıtılmasında fakirlerin yararı vardır.

Hayızlı olarak tavafın hükmü, bu şekildedir. Hades-i ekber ile tavaf yapanın hükmü gibidir.

Zahirîlere göre abdestsiz olarak Beyti tavaf caizdir. Nifaslı hanımların tavaf yapmaları da caizdir. Tavaf yalnızca hayızlıya haramdır. Çünkü Resûlullah (sas) müminlerin annesi Âişe (ra)'yi, hayız olunca Beyti tavaftan men etmiştir. Esma bint Umeys, Zülhuleyfe'de doğum yapmış, Resûlullah (sas) ona gusül yapmasını ve hacca niyet etmesini emretmiştir. Onu tavaftan men etmemiştir.

İbn Teymiyye'nin Görüşü

Hayızlı kadının Kabe'yi tavaf etmesi hususunda İbn Teymiyye'nin yaklaşımı üzerinde ayrıca durmak gerekiyor. İbn Teymiyye de herhangi bir zaruret olmadıkça kadının adetli iken Kabe'yi tavaf etmemesi gerektiği hususunda cumhur ile aynı kanaattedir. Fakat o Hanefî mezhebinde olduğu gibi bu halde tavaf yaptığı takdirde kadının bu tavafının geçerli olacağını söyler. Hanefîlerden farklı olarak da bunu kafilesinin beklememesi gibi bir zaruret sebebiyle yaptığı zaman kadına ceza gerekmeyeceği kanaatindedir. Dolayısı ile onun görüşünün ayrıca ele alınmasının isabetli olacağını düşünüyoruz.

Hayızlı kadının tavafı hususunda İbn Teymiyye'nin görüşü şöyledir:

"Hayızlı kadın, hac menâsikinden güç yetirebildiğini yapar, yapmakta aciz kaldığı kısımlar ise sakıt olur. Dolayısıyla kadın temiz halde yapma imkânı bulamadığı zaman adetli halde ziyaret tavafını yapar. Tıpkı ihrama girerken gusül yaptığı gibi bu halde iken tavaf yapacağı zaman da gusül yapması uygun olur. Hatta bu konumda gusül yapması, ihrama girerken yaptığı gusülden daha önceliklidir. Tavafa gideceğinde akıntı olmaması için gerekli tedbiri alır ve gider tavafını yapar. Bu hususu ele alan nasların ve benzer temel kuralların gösterdiği budur. Bunda temel kurallara bir aykırılık yoktur.

'Hayızlı kadın, tavafın dışında hac menâsikinin tamamını yapar.' hadisi gibi naslar, tavaf için taharetin farz olduğunu göstermektedir. Tıpkı Hz. Peygamber (sas)'in 'Birinizin abdesti bozulduğu zaman, abdest alana kadar namaz kılmasın' hadisi ve benzerlerinde olduğu gibi bunlar, mutlak olarak far-ziyyeti gösterir. Malumdur ki, 'Gücünüz yettiği kadar Allah'a karşı takva sahibi olun' âyetinde olduğu gibi bütün bunların farz oluşu, güç yetirebilme şartına bağlıdır. Allah Resulü (sas) şöyle buyurmuştur: 'Size bir şey emrettiğim zaman, onu gücünüz yettiği kadar yerine getirin.'

Diğer taraftan tavafta taharet nihayet şarttır. Malûmdur ki, namazda şart oluşu, tavafta şart oluşundan daha tekitlidir. Bununla beraber bu şart namazda zaruret durumunda veya yerine getirilmekten aciz kalındığında düşebil-mektedir. Sözgelimi özür kanaması olan kadın, devamlı idrar damlaması olanlar ve benzeri mazeretliler, Müslümanların ittifakıyla tavaf yapabilmekte ve namaz kılabilmektedirler. Halbuki hades, onlar hakkında da hadestir. Şu var ki, arada fark vardır. Bu fark, özürdür. Durum böyle olunca ve bu çerçevede namazın şartları acizlik halinde düştüğüne göre, aynı şekilde acizlik durumunda tavafın şartlarının düşmesi daha öncelikli ve daha uygundur(...).

Kadına bu durumda ceza kurbanı gerekmesi meselesine gelince, bizim teveccüh ettiğimiz görüş, ona ceza kurbanı gerekmemesi yolundaki görüştür. Çünkü Müslüman, vacibi herhangi bir kusuru olmaksızın terk ettiği zaman ona ceza kurbanı gerekmez. Hayızlı tavaf farzını terkte herhangi bir kusur göstermemiştir. Çünkü tavafa engel olan şey, yani hayız, kendi isteğiyle veya iradesiyle meydana gelmemiştir. Dolayısıyla ceza kurbanı gerekmez."

Bu hususta öğrencisi İbn Kayyim de şöyle söylemektedir:

"Hac ibadetinin ifa edildiği ilk zamanlarda hacca gelen kafile, bireylerinin hepsi görevlerini bitirmedikçe memleketine dönmezdi. Meselâ kafileden bir kadın hayız görür de tavafını yapamazsa kafile o kadının hayızdan temizlenmesini bekler, kadın temizlenir tavafını yapar ondan sonra memleketlerine dönerlerdi. Fakat günümüzde durum böyle değildir. Dünyanın bir köşesinden ibadet için hacca gelmiş bir kadın, tavaf günlerinde hayızlı olursa tavafını yapamaz. Fakat hayızdan temizleninceye kadar kafilesi onu beklemeyebilir, ülkesine döner. Kadın da onlardan ayrılamayacağına göre, tavaf yapmadan ülkesine dönme tehlikesi ile karşı karşıya kalır. O zaman burada bir zaruret durumu vardır. Ve zaruretler haramları mubah kılar. Eğer kafile, kadının temizleneceği güne kadar Mekke'de kalacaksa kadın temizleninceye kadar haccın tüm gereklerini yerine getirir ama tavaf etmez. Temizlendiği zaman tavafını yerine getirir. Fakat kafile kadının temizleneceği zamana kadar Mekke'de kalmayacaksa o zaman kadın hayızlı olduğu halde ziyaret tavafını yerine getirir."

Değerlendirme

Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi hayızdan taharet cumhura göre tavafın sahih olmasının şartıdır. Hanefîlere göre ise tavafın vâciplerin-dendir. Bu durumda adetli iken tavaf cumhura göre sahih değildir. Hanefîlere göre ise bu durumda yapılan tavafın iadesi vaciptir. İade edilmediği takdirde de bedene gerekmektedir.

Bu hususta Hz. Âişe (ra)'den rivayet edilen hadis-i şerifin anlattığı son derece açıktır. Normal durumlarda adetli bir hanım, âdeti sona erinceye kadar Kabe'yi tavaf edemeyecektir. Bu durumda farz tavaf için refakatçisi yanında kalacak, temizlenip tavafını yaptıktan sonra beraberce döneceklerdir.

Hz. Safiyye (ra) ile ilgili olarak anlatılan şu olay da bu hususta nasıl hareket edileceğini göstermektedir: Buhârî'nin Âişe validemizden naklettiğine göre, o, Resûlullah'a şöyle söylemiş: "Ya Resûlallah! Safiye bint Huyey hayız oldu." Bunun üzerine Resûlullah, "Demek o bizi alıkoyacak? Sizinle tavaf yapmadı mı?" diye sormuş; "Evet, bayramın birinci günü yaptı" demişler. Bunun üzerine "O zaman yola çıksın" buyurmuşlar.

Bu rivayetten şu anlaşılmaktadır: Şayet farz tavafı yapmamış olsaydı, Resûlullah eşinin âdetinin bitmesini bekleyecek, âdeti bitip tavaf yaptıktan sonra hareket edecekti.

Geçmişte asırlar boyu uygulama hep böyle olmuştur. Selef böyle hareket etmiş, ilim adamları da böyle söylemişlerdir. Âlimler hac emîrine hayızlı kadınlar temizlenip tavaf yapıncaya kadar kalmasını emretmişlerdir.

Ebû Hureyre (ra) şöyle demiştir: "Emîr olmadığı halde emîr, bir topluluk ile birlikte bulunan ve farz tavaftan önce hayız olan kadındır. O topluluk o kadın için temizlenip tavaf yapıncaya kadar bekler."

Uygulamaya yönelik olarak tercih edilmesi gereken görüş, organizasyonların gerekli tedbirleri alarak, temizlenip farz tavafı yapana kadar hayızlı hanımların refakatçileri ile beraber Mekke-i Mükerreme'de kalmalarını sağlamaları ve sonuçta onların da gönül huzuruyla tavaflarını yapıp öyle ayrılmaları doğrultusundaki görüştür. Fakat kalmalarının mümkün olmadığı veya kaldıkları takdirde önemli sıkıntılarla ve zararlar ile karşılaşacakları durumlarda, Hanefî mezhebinin ve İbn Teymiyye'nin görüşünden hareketle ve zaruret prensiplerini işleterek, bu durumdaki hanımların tavaflarını yapmaları ve ellerinde olmayan bu mazeret sebebiyle de kendilerine bedene gerekmemesi yolunda fetva verilmesinin uygun olacağı düşünülebilir. Günümüzde pek çok ilim adamı bu doğrultuda cevaplar vermektedir.

Bu vesile ile konuya ilişkin birkaç hususa daha değinmek istiyoruz.

Günümüzde hayzın, tıp ilminin verileri ışığında süresinin belirlenmesi, üzerinde durulması gereken bir meseledir. Doktorlar, âdet süresinin 3-6 gün civarında olduğunu söylediklerine göre, hayzın süresinin, bu tıbbi bilgi doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi uygun olacaktır. Bu takdirde âdetinin başlamasının üzerinden 6 gün geçmiş bulunan hanımlar, hayzı bitmiş sayılacaktır. Bu durum, hac ibadetinde önemli bir kolaylık sağlar.

Hz. Peygamberin ifadesiyle hayız, kadının elinde olan bir şey değildir. Dolayisiyle hayzın ibadetlere ilişkin hükümlerini belirlerken onu cünüplüğe kıyaslayan genel yaklaşımlar yerine, bu husustaki naslar ışığında hayza özgü değerlendirmelere gidilmelidir.

Hac sırasında adet görmeye başlayan bir hanım, hayız süresince dua, tes-bihat, zikir ve fikirle meşgul olmalı, belki de bu sürede yerine getirilmesi gereken birtakım maddi ihtiyaçlarını halledip özel günlerden sonraki ibadetinde bu maddi meşguliyetlerin kendisini engellememesi için bir program yapmalıdır. Özel günlerinde kişisel bir tercih olarak fakihlerin çoğunluğunun görüşü ile değil de bilinçli bir şekilde Mâlikî mezhebinin görüşü doğrultusunda Kur'an okumak isteyen hanımların ve İbn Hazm gibi bazı fakihierin görüşleri doğrultusunda mescide girmek isteyen hanımların bu tercihlerine saygı duyulmalıdır. Bu doğrultuda amel etmek isteyen hanımlar için, söz konusu içtihatlar, genel bir fetva olarak değil, bir ruhsat olarak değerlendirilmelidir.

« Son Düzenleme: Temmuz 18, 2009, 04:51:57 pm Gönderen: vaizismail » Logged

vaizismail
vaizismail
Administrator
Sr. Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 496


Paylaşılan şeyler çoğalır Dünya ve Ahirette


WWW
« Yanıtla #1 : Temmuz 18, 2009, 11:26:21 am »

İrşad Hizmetleri

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın son yıllarda hac organizesinde hanım görevlilerin sayısını artırarak bayanlara yönelik irşad hizmetlerine ağırlık vermesi takdirle karşılanacak bir uygulamadır. Başkanlığı bu uygulamaya sevk eden, kadınlara yönelik irşad faaliyeti ihtiyacının iyiden iyiye kendini hissettirmeye başlamasıdır. Bu hizmetlerin geliştirilmesi ve verimliliğinin daha da artırılarak sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır. Hamdolsun kadın irşad görevlileri bağlamında Diyanet İşleri Başkanlığı iyi bir potansiyele sahiptir. Üniversite mezunu çok değerli elemanlar Başkanlık bünyesinde görev yapmaktadır. Bu elemanlar belli bir eğitimle dinî meselelerde gerekli düzeyde bilgi sahibi olabilirler. Böyle yetişmiş bir bayan kadro oluşturabilecek durumda olan Başkanlığımızın bu potansiyelden yararlanarak haccı kadınlar açısından bir eğitim sürecine dönüştürmesi mümkündür.

Birer insan ve dinen sorumlu birer kişi olarak kadınlar da erkekler gibi dini doğru bir şekilde öğrenmek ve yaşamak ihtiyacındadırlar. Her şeyden önce bu, inanan bir insan için kişisel bir ihtiyaçtır. Bu kişisel ihtiyacın yanında, kadınların din konusunda aydınlatılması, aynı zamanda toplumsal bir zarurettir. Çünkü bu alan boşluk kabul etmez. Sağlıklı dinî bilgi edinilemediği takdirde bunun yerini yanlışlar dolduracaktır. Halbuki sağlıklı ve doğru bir şekilde haccını eda edebilmesi için, kadının hacci doğru anlaması, bilmesi ve yaşaması son derece önemlidir.

Her alanda olduğu gibi hac konusunda da kadının sağlıklı dinî bilgi ile donanımlı hale getirilmesi, bu alandaki yanlışlarla mücadelenin de en etkin yöntemidir. Kadının dinî duygularının istismarının önüne geçilebilmesinin yolu da kadının dinî konularda sağlıklı bilgi sahibi olmasından geçer.

Toplumun yarısını oluşturan kadınlar, genellikle hac yolculuğunda da bu oranı korumaktadırlar. Hacla ilgili olarak kadınlara yönelik din hizmetinin kendi hemcinsleri tarafından verilmesi, hiç şüphesiz daha etkili olacaktır. Tecrübeler de bu alanda kaliteli hizmet sunabilen bayan elemanların verecekleri samimi hizmetlerin daha etkili olduğunu göstermektedir. Bu itibarla hacda kadınlara yönelik din hizmeti alanında iyi yetişmiş bayan eleman istihdamı gerçekçi ve verimli bir hizmet politikası olacaktır.

Hacda kadınlar bağlamında dinî bilgilenme ihtiyacı, yoğun bir şekilde kendini hissettirmektedir. Bu bakımdan iyi yetişmiş din uzmanı hanımların hacda görev yapması ve kadınların din konusunda aydınlatılması faaliyetinde bulunması, asla bir lüks değildir. Tam tersine şiddetli bir ihtiyaçtır.

Raporların Gösterdiği Gerçek

Bilindiği gibi her hac mevsimi sonunda hacda hizmet veren ekipler tarafından raporlar hazırlanır ve Hac Dairesi Başkanlığı'na sunulur. Bu raporlarda pek çok önemli hususlar yer alır. Raporlar incelendiği zaman pek çoğunda kadınların durumuna ilişkin birtakım tespitlerin ve tekliflerin yer aldığı görülür. Bu çerçevede özellikle Fetva ve İrşad ekiplerinin raporlarındaki bazı bilgiler dikkat çekmektedir. Buna göre bayanlara verilen irşad hizmetlerinin önemi izaha ihtiyaç bırakmayacak kadar açıktır. Bu hizmette bayan irşad görevlilerinin faaliyetleri büyük önem arz etmektedir.

Diğer taraftan Fetva ekibine gelen soruların yaklaşık % 60-65'i kadınların durumlarına ilişkin sorulardan oluşmaktadır. Bu sorular içerisinde özellikle hususi durumları sebebiyle tereddüt yaşayan hanımlardan gelen soruların ağırlığı vardır. Bunlar dikkate alınarak hac ile ilgili seminerlerde hanımlara yönelik olarak Vaize, Din Hizmetleri Uzmanı ve Kur'an Kursu Öğreticisi hanım görevliler tarafından özel programlar yapılmasının gerekliliği dile getirilmektedir.

Günümüzdeki kota uygulaması nedeniyle ikinci defa hac yapma imkânı neredeyse ortadan kalkmış gibidir. Bu bakımdan hac ibadetini, Müslümanların neredeyse tamamına yakını ancak bir defa yapabilmektedir. Bu bakımdan hac ibadetinin Müslümanın hayatı açısından ne kadar önemli olduğu açıktır. Hacca giden her Müslümanın bu ömürlük ibadetini gönül huzuru ile bilinçli bir şekilde eda edebilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bakımdan yeterli düzeyde bilgilendirememe veya kılavuzluk hizmeti sunamama sebebiyle hacca giden insanların ibadetlerinde kusur meydana gelmesine sebebiyet vermek, hem son derece üzücü hem de veballi bir durumdur.

Beş vakit namaz gibi günlük veya Ramazan orucu gibi yıllık bir ibadet olmadığı için pek çok kişi, hac ile ilgili bilgilere oldukça yabancı kalmaktadır. Bu önemli ibadeti yerine getirme imkânı elde ettikleri zaman da pek çoğu, yeterli temel bilgilere sahip olmadıklarından, kısa bir sürede konuya ilişkin bilgileri kâfi derecede öğrenme imkânı bulamamaktadır.

Hem bedeni ve hem de mali bir ibadet olan hac, birçok fedakârlığı ve pek çok zorluğa katlanmayı gerektirmektedir. Bunlar göz önüne alındığı zaman haccını eda edecek her Müslümanın, bu ibadeti usulüne göre eda edebilmesinin önemi bir kat daha artmaktadır. Bunun için birtakım bilgilere ihtiyaç vardır. Bu bilgileri kişi ya bizzat konuya ilişkin yayınlardan kendi öğrenecek ya da bilen birisinin kılavuzluğundan yararlanacaktır. Hac ibadetinin ancak yaşanarak anlaşılabilirle özelliği dikkate alındığında, bu ibadette kılavuzluğun ve irşad hizmetlerinin vazgeçilmezliği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Çünkü yaşamayan bu ibadeti yeterince anlayamaz. Bundan dolayı daha önce hac yapmış ve haccın nasıl yapılacağını bilen kişilerin kılavuzluğunda hac yapmak, bu ibadeti usulünce eda edebilmek açısından daha salim bir yoldur. Ancak irşad hizmetlerinin kişinin kendi edineceği ön bilgilerle desteklenmesi, onun daha verimli olmasını sağlayacaktır.

Bunlar dikkate alındığında hac ibadeti için irşad faaliyetlerinin vazgeçilmezliği kendiliğinden ortaya çıkar. Bu vazgeçilmezlik kadınlar bağlamında daha fazladır. Çünkü erkekler, hiç olmazsa zaman zaman cami görevlileri ile muhatap olmakta, hutbe ve vaaz dinlemekte ve hac ile ilgili en azından temel bazı hususları duymaktadır. Kadınların bu imkânları da sınırlıdır. Bu durum, memleketten çıkıldığı andan itibaren uygulamaya yönelik olarak kadınlara nerede ne yapılacağını adım adım anlatacak bir irşad programına ihtiyaç hissettirmektedir. Bu programda konular anlatılırken, büyük çoğunluğu ilgilendirmeyen ihtilâflara yer verilmemesi, haccın yapıldığı mekanlardaki şartlar ve mevcut uygulama da göz önüne alınarak, yalnızca yerine getirecekleri hususların kadınlara aktarılması ve açıklanması, programın verimliliğini artıracaktır.

Mademki hac, günahlardan arınmak için önemli bir fırsattır; madem insanı, annesinden doğduğu günkü gibi günahlardan arındıran bir ibadete gidiliyor; bu fırsattan gereği gibi yararlanabilmek her hacı adayının hakkıdır. Bunun için de verimli bir irşad hizmeti zaruridir.

İrşad Programlarında Muhteva

Ruhunu bir yenilemeye tabi tutma hedefiyle çıkacağı bu yolculukta kadının, en başta ihlâs olmak üzere İslâm'ın güzel ahlâk ilkelerini içselleştirme-si ve yaşantısındaki İslâm'a aykırı unsurlardan kurtulması için motive edilmesi gerekmektedir. Bunun için irşad faaliyetlerinin hac yolculuğuna çıkmadan yeterli bir süre önce başlatılması ve hac boyunca kesintisiz bir şekilde sürdürülmesi gerekir.

Kadınlara yönelik irşad programlarında fıkhî hükümlerin yanında haccın kadına kazandırdıkları ve haccın kadın için ne anlama geldiği üzerinde de durulmalıdır.

İrşad programında içerik olarak kadınların ibadetlerini nasıl yapacaklarına ilişkin bilgiler de verilebilir. Başta hac olmak üzere dinin direği namaz ve zekât üzerinde durulabilir.

İnsanî ilişkiler bağlamında hacıların, İslâm ahlâkının öngördüğü iyi bir insan ve iyi bir Müslüman olarak hayatlarını sürdürmeleri için gerekli ahlâkî donanım üzerinde durulabilir.

Dinî bilinçlenme bağlamında hac yolculuğunun İslâmî bilinçlenmeye dönüştürülmesi hedeflenmelidir.

Fetva ve dinî soruların cevaplandırılması hususunda zorlaştırıcı fetvalardan sakınmak gerekir. Fetva birliğinin sağlanması açısından irşad görevlileri bu hususta Din İşleri Yüksek Kurulu'nun verdiği cevaplara aykırı fetvalara yönelmemelidir.

'Tetebbuu'r-ruhas' anlamında değil; ama, var olan kolaylıkların gösterilmesi ve hanımların İslâm fıkhının bu kolaylıkları içerisinde ibadetlerini yapmalarının temini son derece önemlidir. Resûlullah'ın kadınları Müzdeli-fe'den erken göndermesinde bu kolaylığın örneğini görüyoruz.

Mescid-i Harâm'da hanımların farz namazlar eda edilirken erkeklerin aralarında kalmamaları, cenaze namazında nasıl hareket edecekleri kendilerine anlatılmalıdır. Medine-i Münevvere'de ise Ravza ziyareti hususunda izdihamlı durumlarda başkalarına eziyet etme veya eziyet görme pahasına oraya girmeye çalışmamaları konusunda uyarılara ihtiyaç vardır.

Aşağıdaki başlıklardan münasip görülenlerden olsun, bunlara ilâve edilecek başka başlıklarda olsun vaaz metinleri hazırlanarak bir kitap halinde basılıp hacca gidecek bayan din görevlilerine verilebilir. Kendi birikimlerinin yanında böyle bir destek metin kitabının da yanlarında olması kanaatimizce onların hizmetlerini daha verimli hale getirecektir.

Hacdaki irşad programlarında bayan görevlilerimizin ele alabilecekleri bazı konu başlıkları şunlar olabilir:

1.   Hac Nedir? Haccın Kazandıracakları

2.   Hacca Hazırlık ve Hac Yolculuğu

3.   Haccın Edası ve Haccın Edası Sırasında Dikkat Edilecek Hususlar

4.   Kutsal İklim / Kâ'be, Mescid-i Haram ve Mesâir / İnsanlığın Kurtuluş Nurunun Çıkış Yeri ve Hatıraları / Haccın Eda Edildiği Mekânların ve Haccın Tarihi / Haccın Eda Edildiği Zaman Diliminin Önemi/ Hacda Yürek Kirliliğinden Arınabilmek/Ahlâkî Çirkinlikleri Terk Edip Güzel Ahlâk ile Bezenerek Dönmek

5.   Eşitlenme Bilinci /Tahakküm Anlayışına Vedâ

6.   Hac Fiillerinin (Vakfe, Tavaf, Sa'y, İhram, Cemerata Taş Atma...) Anlam ve Hikmetleri

7.   Hz. Hacer Gibi /Allah'a Güven ve Tevekkül

8.   Kabe'de İyi İnsan ve İyi Müslüman Olma Taahhüdü

9.   Hacda Mahşeri Yaşamak

10.   Hacda Rafes, Füsûk Cidal Yoktur/Kişinin Çevresi İle Barışıklığı ve İslâmî İlkelere Bağlılık Bilinci

11.   İslâm Kardeşliği ve Önemi (Bu çerçevede insani ilişkilerde İslâmî nezaket)

12.   İhtilat / Kadın Erkek Beraber Bulunulan Ortamlarda Dînen Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

13.   Tövbe İstiğfar / Manevî Dünyamızı Tahrip Eden Virüsler / Günahlar ve Günahlara Boykot

14.   Dua/Zamanı Diri Tutmak

15.   Sevgi, Saygı ve Hoşgörü

16.   Kul Hakkı, Helâl ve Haram Duyarlılığı

17.   Kur'an'ın Nazil Olduğu Topraklarda Kur'an Karşısındaki Konumumuz

18.   Mezhepler ve İslâm / İslâm'ın Temel İlkelerindeki Birlik- Ayrıntılardaki Uyumlu Renklilik/Farklı Fikhî Mezheplerden İnsanlarla Birlikte İbadet Zevki

19.   Dinin Direği Namaz ve Müslüman'ın Hayatındaki Yeri

20.   Veda Hutbesinin Evrensel İlkeleri

21.   Doğal ve Sosyal Çevreye Karşı Sorumluluk Bilinci / İhram Yasaklarından Doğal Çevreyi Tahrip Etmemeyi Öğrenebilmek

22.   Müslüman Açısından Doğruluk Dürüstlük ve Güvenilirliğin Önemi / Muhammedü'l-Emin'in Ümmetinden Olmanın Anlamı.

23.   Hayat Ölüm ve İslâm'ın Aydınlığında Dünya Hayatının Değerlendirilmesi

24.   Din ve Samimiyet/ İhlâs

25.   Sabır/Müminin Onuru, Olumsuz Dürtüler ve Musibetler Karşındaki

26.   Direnci ve Taatlerin Zevkine Ermedeki Çetin Yolculuğu.

27.   Sosyal Yardımlaşma, Dayanışma Açısından Zekât, Sadaka ve İnfak

28.   Dilin Güzellikleri / İnsanların Arasını Düzeltme ve İyiliğe, Güzelliğe Hayra Teşvik...

29.   Dilin Çirkinlikleri /Yalan, Arkadan Çekiştirme, Kovuculuk, Dedikodu, Malayani

30.   Peygamber Sevgisi/Adım Adım Onun İzinde Erdemlere Duyulan Özlem.

31.   Peygamber Efendimizin Örnek Yaşantısı ve Ahlakı

32.   Sahabe Nesli ve Onların İslâm'a Bağlılıklarından Örnek Tablolar

33.   Zühd Hayatı ve Hz. Fatıma

34.   Sünnetin Dindeki Yeri ve Önemi

35.   Tarihimizde Peygamber ve Haremeyn Sevgisi ve Ecdadımızın Kutsal Beldelere Yaptığı Hizmetler

36.   Hac Azığı Takva/İslâmî Bilinçlenme ve Sorumluluk Bilinci

37.   Hac Dönüşü ve Sonrası / Haccın Kazandırdıklarının Kalıcı Kılınması

38.   Kadınların Resûlullah'a Biati ve Müslüman Kadının Şahsiyeti Açısından Biatin Anlamı

39.   Hz. Sümeyye ve İslâm Uğrunda İlk Müslümanların Çektiği Sıkıntılar

40.   Hz. Âişe Örneğinde Kadınlar Açısından İslâmî Bilgilenmenin Önemi

   

Haccın Kadınların Cihadı Olmasının Anlamı

Kelime anlamı itibariyle cihad, yorucu gayret ve çaba demektir. Kelime anlamının da işaret ettiği gibi cihad, güç ve kuvvete dayanır.

"Cihad" deyince ilk akla gelen, Allah'ın dinini yüceltmek amacıyla dinin insanlara ulaşmasının önünü kesmeye çalışanlara karşı yapılacak savaştır. Bu anlamdaki cihad, şartları oluşunca erkeklere farzdır. Bununla birlikte İslâm yurdunu düşman işgaline karşı korumak için 'nefir-i âmm' denilen toptan savaş durumunda bu anlamdaki cihad kadınlara da farz olur. Böyle genel bir seferberliğin olmadığı normal durumlarda ise kadınlara farz değildir. Çünkü silahlı mücadele güç ve kuvvete dayanır. Bu noktada kadın ile erkek arasında fark vardır. Ancak kadınların Müslümanlarla beraber cihada katılarak özellikle yaralıların tedavisi ve geri hizmetler gibi kendilerine uygun hizmetlerde bulunmalarının meşruluğu bilinen bir husustur. Nitekim Peygamber Efendimizin savaşlarında kadınlar da bulunmuştur.

Resûlullah (sas) zamanında Müslümanların yaptıkları cihadı gözlemleyen ve keskin zekâsı ve fetanetiyle Kur'ân-ı Kerîm'den en üstün amelin cihad olduğu anlamını istinbat eden Hz. Âişe validemiz, Allah Resûlü'ne bir defasında şu soruyu yöneltmiştir: "Ey Allah'ın elçisi! Biz de sizlerle beraber çıkıp cihad edemez miyiz? Çünkü ben Kur'ân-ı Kerîm'de bildirilen ibadetler içinde cihaddan daha sevaplı bir amel göremiyorum."Resûl-i Ekrem bu soruya, "Kadınlar için cihadın en güzeli ve en iyisi, makbul bir hacdır" buyurmuştur.

Bu hadisi İbn Mâce şu şekilde rivayet etmiştir: Hz. Âişe, "Ben bir defa, “Ey Allah'ın Elçisi! Kadınlara (farz olan) bir cihad var mı?” dedim. “Evet, onlar üzerine savaşsız bir cihad vardır. Hac ve umre' buyurdu."

Hadisin diğer bir rivayeti şöyledir: "'Ey Allah'ın elçisi! Sizinle birlikte çıkıp cihad etmeyelim mi?' dedim. 'Hayır! Sizin cihadınız mebrur hacdır. O sizin için bir cihaddır' buyurdular."

Bu hadis, mücahidler savaşa gittikleri zaman kadınların onlara refakat etmesini yasaklamaz. Maksat bu değildir. Gaye, kadınların fizikî güç bakımından erkeklerden farklılıkları sebebiyle, kâfirlerle çarpışmaya muktedir olamamalarından ötürü bu sevaptan mahrum olmadıklarını ve onların hac ibadetlerini ifa etmeleri halinde cihad sevabını kazanacaklarının beyan edilmesidir.

Hadislerde haccın kadının cihadı olarak nitelendirilmesinin anlamı nedir?

Cihad ile hac arasında büyük benzerlikler vardır. Öncelikle her ikisinde de meşakkat vardır. Hac da meşakkatle yerine getirilen bir ibadettir, cihad da. Cihada çıkan Yüce Allah'ın en önemli bir emrini yerine getirmek için sefere çıkmaktadır. Hac da Allah'ın emrini yerine getirmek üzere çıkılan bir yolculuktur.

Cihada çıkan insan Allah yolunda çıkmıştır ve her an Rabbine kavuşma durumu ile karşı karşıyadır. Hacda da bu duygu vardır insanda. Cihada giderken insan eşiyle dostuyla helâlleşir ve düşer yola. Hacda da aynı şey yapılır. Gidip dönmemek, gidip gelmemek ve gelip bulmamak vardır, her ikisinde de.

Cihadda insan normal yaşantısında yapabildiği bazı mubah alışkanlıklarını terk etmek zorundadır. Hacda da aynı şekilde kişi normal zamanlarda yapabildiği bazı alışkanlıklarını ihram yasakları sebebiyle terk edecektir.

Cihada katılan kişi toplulukla beraber hareket edecektir. Emirlere uyacak ve disipline bağlı kalacaktır. Kadın da hacda topluluklar ile birlikte hareket edecek, toplulukla birlikte hareket etmeyi ve disipline uymayı öğrenecektir. Yani daha sonra doğrudan cihada katılacak olsa sanki hac bunun bir eğitimi gibi işlev görecektir kadının hayatında.

Cihadda omuz omuza cihad ettiği insanlarla beraber hareket etme, yardımlaşma, dayanışma, sabır ve sebat vardır. Hacda da aynı şekilde topluluklarla beraber hareket edilecek, yardımlaşma ve dayanışma ruhu sergilenecektir. Her ikisinde de fedakârlık vardır. Her ikisinde de bencillikten sıyrılma ve cemaatle bütünleşme vardır. Her ikisinde de toplumsallaşma vardır.

Cihad ve haccın her ikisinde de de sefer vardır. Güçlüğünü anlatmak için 'Sefer ateşten bir parçadır' denir. Sefere çıkan insan nerede ne ile karşılaşacağını kestiremez. Mücahid bir yerden öbürüne sürekli intikal halindedir. Sabit bir yeri yoktur. Yeri gelir, dinlenemez, uyuyamaz, uyanık kalır; yeri gelir aç kalır, susuz kalır. Bu anlamda hacda da pek çok intikal vardır. Vatandan ayrılış, Mekke-i Mükerreme, Arafat, Mina, Müzdelife, Medine-i Münevvere... Yorgunluk, yerine göre uykusuzluk.. Bütün bunlar ortak noktalardır.

Diğer taraftan hac kişi ile Rabbi arsındaki bağı en kuvvetli bir şekilde ortaya koyan ibadetlerdendir. Bunun için kişi hac için gerekli harcamalardan çekinmez ve bütün meşakkatleri göze alarak yola çıkar. Bu anlamda cihad da kişi ile Rabbi arasındaki çok güçlü bir bağdır. Bu bağ sebebiyledir ki kişi, cihadda canını ve malını ortaya koymaktadır.

Cihada çıkarken kişi dünyevî arzularını, birikimlerini ve her şeyini artık sanki dönmeyecekmiş gibi bırakır ve düşer yola. Hacca giderken de böyle bir duygu yaşanır.

Cemeratta insanın düşmanı şeytana karşı girişilen mücadelenin sembolize edilmesi vardır, cihadda ise İslâm düşmanlarına karşı mücadele.

Cihadda sabır lâzımdır, hacda da öyle.

Hacdaki cihad nefsin heva ve heveslerine karşı sürdürülen bir cihattır. Hatta kimileri buna büyük cihad demektedirler.

Yolculuğa çıkan yanına azık alır. Cihada giden teçhizatını kuşanır. Hacca giderken de kişi takvayı kuşanacak ve öyle düşecektir yola.

Hac, cihad ruhunu güçlendiren bir özelliğe sahiptir.

En önemlisi, her ikisinde de İslâmî bilinçlenme vardır. Bunun için hac, kadının cihadıdır.

Kadının İhram Simgesi Yüzünün Açık Olmasının Anlamı / Bir Deneme

En çok başvurulan hadis kitaplarında bulunmamakla birlikte hadis olarak da nakledilen 'Kadının ihramı yüzündedir.' sözü , fıkıh kitaplarımızda kadının ihramı konusunda ilim adamlarının çoğunluğunun görüşü olarak yer almaktadır. İbn Ömer ihrarnlı iken yüzüne elbisesini sarkıtan bir kadını görmüş ve "Yüzünü aç; çünkü kadının ihramı yüzündedir" demiştir.

Bazı kitaplarda merfû olarak sahih bir şekilde varid olmadığı açıkça ifade edilmekle birlikte bu rivayet, en azından mevkuf olarak meşhur olmuş ve fıkıh kitaplarında kadının ihramı konusunda ortak bir görüş şeklinde yer almıştır. Hatta bazı fıkıh kitaplarımızda bu hususta icma olduğu aktarılmaktadır.  Fakat şurası kesindir ki, bu husustaki diğer sahih rivayetlerin desteğiyle bu söz, kadının ihramı hususunda fıkhî bir kural olarak genel bir kabul görmüştür. Fakihler nezdinde bu hususta ortak bir görüş oluşmasının sebebi, belirtildiği üzere ihramlı kadının yüzünü peçe ve diğer yüz örtüleri ile örtemeyeceğine dair sahih hadislerdir.

Kimi ilim adamları bu hadislerin zahirini esas alarak ihramlı kadının ni-kap/yüz örtüsü kullanamayacağını söylemektedirler. Buna göre ihramlı kadın, erkeklerin yüzüne bakma endişesi taşırsa veya bir fitne korkusu olursa, yüz örtüsü olarak üretilmiş ürünler ile değil de başka bir şey ile yüzünü ör-tebilecektir. Bu ilim adamları, kadının yabancı erkekler karşısında yüzünü örtmesinin farz, açmasının ise haram olduğu görüşünden hareketle, ihramlı iken bu genel kuralın değişmeyeceğini, yasaklananın, kadının yüz örtüsü kullanması olduğunu söylemektedirler. Bu ilim adamlarına göre kadın ihramlı iken yüz örtüsü olarak imal edilmiş ürünler ile yüzünü Gitmeyecektir. Fakat yabancı erkekler karşısında başından aşağıya doğru bir örtü sarkıtarak veya başka bir yöntemle yüzünü örtecektir.

Bu doğrultuda yüründüğü zaman burada bir başka problem ortaya çıkmaktadır. Yukarıdan sarkıtılan bu örtü kadının yüzüne temas ederse ihramına zarar verir de kadın ihram yasağı işlemiş konuma düşerse bundan dolayı kendisine ceza gerekir mi? Bu problemi çözmek için de çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Kimileri, örtüyü yüzünden uzak tutmak için kadın, kafes gibi bir şey kullanarak örtüyü onun üzerinden sarkıtır, demiştir. Kimileri, erkekler ile karşılaşınca hemen yüzünü örter, örtünün cildine temas etmemesine özen gösterir, bu karşılaşma geçince de beklemeden açar, demişlerdir. Kimileri de örtüyü cilde temastan uzak tutmanın zorluğunu göz önüne alarak zarurete binaen cilde temas etse bile ceza gerekmeyeceği görüşünü dile getirmiştir. Öyle anlaşılıyor ki bu görüş, zaruret ilkelerine dayandırılmaktadır. Şu var ki, her halükârda bu örtme, yüz örtüsü ile değil, başka bir örtü ile olacaktır. Fakat ihramlı iken, peçe ve benzeri yüz örtülerinin kullanılamayacağı hususunda ilim adamları görüş birliği içerisinedirler.

Konuya ilişkin veriler incelendiğinde sanki şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır: İhramlı kadının yüzünü açık bulundurması ilkesi, tarihi süreç içerisinde bir şekilde delinmiştir. Bu yapılırken de yöntem olarak ihramlı kadının yüzünü örtmesini yasaklayan hadislerin, yalnızca yüz örtüsü olarak imal edilmiş örtüler olduğu şeklinde daraltıcı yorumlara gidilmiştir. Halbuki hadislerde geçen ifadesi, ihramlı kadın, yüzünü örtmez/örtmesin' demektir. Bunu, 'Burada kastedilen yüz için üretilmiş örtülerin kullanılmamasıdır, başka örtülerle örtebilir' şeklinde algılamak, sanki hadisin söyleniş amacını daraltmaktadır.

Burada tarihi süreç içerisinde gelişen meşhur 'fitne' gerekçesinin önemli bir rolü olduğu anlaşılmaktadır. Tıpkı Peygamber Efendimiz kadınların mescide gitmelerine engel olunmasını yasakladığı halde, fitne endişesi ile kadınların mescide gitmekten menedilmesi gibi burada da 'fitne' endişesi ile ihramlı kadının yüzünü örtmemesi ilkesi, bir şekilde delinerek zamanla, kadının ihramlı iken yüz örtüsü kullanamayacağı, ancak başka örtülerle yüzünü örtebileceği hükmü getirilmiştir. Bu hususta gerekçe olarak da Hz. Âişe validemizden aktarılan, ihramlı iken Müzdelife'de yanlarından kafileler geçerken yukarıdan aşağı bir örtü sarkıtarak yüzünü göstermediği, kafileler geçince de yüzünü açtığı rivayeti kullanılmıştır. Bu ilke delinirken nasıl birtakım zorlamalara girildiği bazı kitaplarımızdaki ifadelerden açıkça anlaşılmaktadır. Burada asla göz ardı edilemeyecek bir husus, ihramlı iken kadının yüzünü açık bulundurması ilkesinin, erkeğin ihramlı iken başını açık bulundurması ilkesi ile beraber konmuş olmasıdır. Erkeğin ihramlı iken başını hastalık gibi bir zaruret dışında örtemeyeceği unutulmamalıdır.

Bu hususu burada ele almamızın sebebi, 'Kadının ihramı yüzündedir' ilkesinin ne anlama geldiğini değerlendirmeye çalışmaktır. Bu ilkenin vermek istediği mesajı doğru anlayabilmek için, kadınların yüzünü örtmelerinin o dönemde özellikle zinet anlamı taşıdığını hatırdan çıkarmamak gerekir. O dönemde erkeklerde nasıl ki başı sarık ve benzeri şeylerle örtmek bir zinet ve itibar olarak algılanıyor idiyse, aynı şekilde kadınların yüz örtüleri de bir zinet ve soyluluk göstergesi olarak algılanıyordu. Onun için kadın köleler yüzlerini örtmezlerdi.  Erkek köleler de başlarına sarık saramazlardı. Allahü a'lem, ihramlı iken erkeklerin başlarını, kadınların da yüzlerini örtmelerinin yasak olması, hacda ayrıcalık ve imtiyaz aranmayacağının ve insanların eşitlenmesi gerektiğinin bir göstergesiydi. Burada yüzün açık olmasının anlamı, muhtemelen hacdaki bu eşitlenme bilincini yansıtmasıdır.

Kadın ihramlı iken yüzünü açarak, soyluluğu, eşraflığı ve hürlüğü ile değil, insanlığı ve kulluğu ile Allah'ın huzurunda bulunduğunu göstermektedir. Hatta burada belki biraz daha ileri bir değerlendirme ile kadının hacda yüzünü açma mecburiyetini, kadının hacda cinsiyeti ile değil insanlığı ve kulluğu ile ön planda olması gerektiğinin bir simgesi olarak da okuyabiliriz.

Diğer taraftan haccın en önemli gayelerinden biri, insanı ahlâkî zaaflardan arındırma hedefidir. Hacda kişi, en başta bencillik olmak üzere birtakım ahlâkî zaaflardan kurtulma melekesi kazanmaya çalışacaktır. Burada belki erkeklere yönelik bir eğitim olmak üzere kadının, biyolojik yapısı ile değil de insanî kimliği ile ön plana çıkarılmasının hedeflendiğini de söyleyebiliriz. Böylece erkekler, Kur'ân-ı Kerîm'in emri doğrultusunda hac ibadetinin önemli bir ahlâkî eğitim kazanımı olmak üzere, bakma imkânı olmasına rağmen bakmama melekesi elde etmeye çalışacaklardır.

Bu bağlamda hadis kitaplarımızda anlatılan şu olayı hatırlamanın tam zamanıdır: Hz. Peygamber, o zaman genç bir delikanlı olan FazI b. Abbas'ı teri-kesine almıştır. Onlar bu vaziyette iken genç bir hanım kendisine soru sormaya gelir. İbn Abbas genç kadına bakmaya başlar. Bunu fark eden Hz. Peygamber mübarek eliyle İbn Abbas'ın yüzünü diğer tarafa çevirir. Hatta FazI, ikinci defa bakınca Allah Resulü aynı şekilde onun yüzünü öbür tarafa çevirir. Allah Resulü Fazl'ın kadına bakışını engellemek için yüzünü öbür tarafa çevirirken, buna karşın kadına yüzünü örtmesini emretmemesini nasıl okumamız gerekiyor? Hz. Peygamber hacda o kadar kadın ile karşılaştı, o kadar kadın kendisine soru sordu; Allah Resulü onlara 'Yüzünüzü örtün!' dememiştir.

Burada bir bakıma erkeğin iffet bağlamında kendini eğitmesine yönelik açık bir mesaj görüyoruz. Bunun için, kadınlar şöyle yapmalı, böyle yapmamalı, şöyle giyinmeli, böyle hareket etmeli gibi tavsiyelerimizin yanında, aslında erkeklerin Kur'an'ın emri doğrultusunda gözlerine, sözlerine ve kendilerine hâkim olma bilinci kazanmalarını da öğütlemeliyiz. Bunun pratik eğitim alanı olarak haccın bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerekir.

Hani "mahşerin provası" diyoruz ya hac için; işte hac, mahşeri yaşayabilmek için bir fırsat sunuyor. Aklını zihnini tam olarak ibadete odaklandırıp, zihninden başka ilgileri silebilmek, hatta en güçlü dürtülerin dahi etkisinden sıyrılarak ibadete kilitlenmek için önemli bir fırsat sunmaktadır hac. Hani mahşerde insanların üryan olarak haşredileceklerine hayret eden ve erkek kadın bu durumda ne olacak, anlamında soru soran Hz. Âişe validemize insanların o dehşetli sahnede bu tür şeyleri düşünecek konumda olamayacakları doğrultusunda cevap vermiyor mu Allah Resulü?

Haccın en önemli gayesi kişiyi ruhen olgunlaştırmak, günah kirlerinden arındırmak ve annesinden doğduğu gibi tertemiz yapmak olduğuna göre, hem erkekler hem de kadınlar hacda bu fazileti kazanmak için çabalayacaklardır. İçinde bulunacakları süreç bunu kazanma sürecidir. İffeti öğreneceklerdir. Erkek, bu süreçte tıpkı elinin altındaki avı avlayamadığı, Harem bölgesinin doğal bitkilerini koparmadığı gibi Kur'an'ın emrine uyarak harama bakmamayı da meleke haline getirecektir.

Hanbelî fakihi İbn Akîl'in bu husustaki değerlendirmesi çok dikkat çekicidir: "Kadının ihramlı iken yüzünü açması ihramlı oluşunu simgeler. Ortaya çıkan birtakım bid'at olayları sebebiyle dînen sabit olmuş bir hükmü kaldırmak caiz değildir. Böyle bir tutum, ortaya çıkmış birtakım olaylar ile şer'î bir hükmü nesh etmek demektir. Bu da şer'i re'sen kaldırmaya götürür. Dinin kadına yüzünü açmayı, erkeğe de bakmamayı emretmesi bid'at değildir. Bu, tıpkı ihramlı iken el altındaki avı avlamanın yasak olması gibi daha büyük bir sınav olsun diyedir."

Son olarak burada acaba şöyle bir değerlendirme yapılamaz mı: 'Kadının ihramı yüzündedir' ilkesini, yalnızca şekli bir gösterge ile sınırlı görmeyip bunu, kadının haccının bir şahsiyet ve itibar yolculuğu olduğu şeklinde algılayamaz mıyız? Bu ifadenin kadının itibarını da anlattığını düşünemez miyiz? Çünkü yüz, dış görünüşte insan kişiliğinin en anlamlı parçasıdır. Kişinin üzüntüsü, kederi, sıkıntısı, neşesi, sevinci yüz ifadesinden anlaşılır. Bunun gibi kişinin iç dünyası da yüzüne yansır. Kur'ân-ı Kerîm'de çoğu kez "yüz", kişinin tüm benliği anlamında kullanılmaktadır. Vech, kişinin kendini temsil eder. Yüz, insanı anlatır. "Vechullah/Allah'ın yüzü," Allah'ın zatıdır. Meselâ "şeriket-i vücuh," itibar şirketidir. Demek ki yüz, insanın kişiliğini de ifade etmeye yaramaktadır. Bu doğrultuda, kadının ihramının yüzünde olmasını, haccın kadına kazandıracağı kişiliği ve itibarı olarak yorumlamak acaba çok mu aşirı bir değerlendirme olur?

Sonuç

İslâm dininin, kadın ile erkek arasında Allah'ın sorumlu birer kulu olmaları itibariyle bir ayırım yapmadığı malumdur. Bunun, en somut biçimde kendini gösterdiği alanlardan biri hac ibadetidir. Allah'ın, yarattığı ve tıpkı erkek gibi akıl ve duygu sahibi kıldığı ve sorumluluklar yüklediği kadının aklına, iradesine ve duygularına nasıl değer verdiği, hac ibadetinin pek çok sahnesinde açık bir şekilde görülmektedir.

Hacda Hz. Hacer'in hatırasına sa'y yapılıyor. Bir kadının yaşadığı olay canlandırılıyor. Kadın-erkek herkes bu hatırayı rol alarak canlandırıyor. İster annelik şefkat ve merhametine Yüce Allah'ın verdiği değerin somut bir göstergesi olarak algılansın, isterse kadına verilen değerin bir ifadesi, sa'y olayı, hacda kadının yeri konusunda çok anlamlı bir vurgudur. Bu anlamlı vurgu, 'hac ve kadın' konusundaki değerlendirmelerde son derece dikkat çekicidir.

Kur'ân-ı Kerîm, kul olarak, kadın ve erkek her iki cinsin de Allah'ın emir ve yasaklarına muhatap olduğunu ifade eder.  Her ikisi de yeryüzünde Allah'ın halifesidir.  Hz. Muhammed, kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiş,  Kur'an da kadınıyla erkeğiyle bütün insanlık için hidayet rehberi kılınmıştır.

Kur'ân-ı Kerîm'de pek çok âyette insanın değeri ve sorumluluğu belirtilirken kadın erkek ayırımı yapılmamıştır.  Bu hususta hac ibadetinde de bir ayrıma rastlanmaz. Kadın hac ibadetinde bağımsızdır. İbadet sorumluluğu kendisine aittir. Hac mükellefiyetine ilişkin şartları taşıdığı zaman ibadetini eda etmekle yükümlüdür. Bu durumda haccını yaptığı zaman sevabı kendisine ait olduğu gibi, yapmadığı zaman sorumluluğu da kendisine aittir. Bazı içtihatlarda kadının yanında mahremi olmadan hacca gidemeyeceği yolundaki özel şartlar, daha ziyade kadının güvenliği ile ilgilidir. Aynı şekilde kadınlar hakkındaki adetli iken tavaf yapamayacağı hükmü de ibadet temizliği ve ibadetlere ilişkin bazı özel düzenlemelerle ilgilidir. Bu hüküm, cinsin biyolojik yapı ve fıtrî özelliklerine binaen konmuştur.

Allah'a karşı sorumlulukları olan bağımsız bir insan olarak kadının da tıpkı erkek gibi ibadete ihtiyacı vardır. Kendisini yaratan, bin bir çeşit nimetle donatan Rabbini bilmek ve O'nun kuşatıcı rahmetini hissetmek ihtiyacı içerisindedir. Bu bakımdan ömrünün en önemli yolculuğu, kadın açısından ayrı bir önem taşır. Çünkü bu yolculuk kadın açısından aynı zamanda bir itibar yolculuğudur.

Erkek olsun kadın olsun, herkesin yaptığı ibadet ve diğer hayırlı işlerinin Allah yanında mutlaka değerlendirilmeye alındığı, asla boşa gitmediği haber verilmiştir. Âl-i İmrân sûresi 195. âyette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "...Ben, erkek olsun, kadın olsun -ki hepiniz birbirinizdensiniz- içinizden hiçbir çalışanın çalışmasını boşa çıkarmayacağım../'

Diğer bir âyet ise şöyledir: "Erkek olsun kadın olsun her kim de mümin olarak iyi işler yaparsa, işte onlar Cennefe girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar."

Ahzâb sûresinin 35. âyetinde, bütün Müslüman erkek ve kadınlar işledikleri değişik iyi işlerle anılmışlar, bu kimseler için Allah'ın bağışlama ve büyük bir mükâfat hazırladığı ifade edilmiştir.

Bu ilâhî ilkeler çerçevesinde bakıldığı zaman kadının hac yolculuğu manevî hayatı açısından ömrünün en önemli olayıdır. Belki de hayatında ancak bir defa nasip olan bu kutsal yolculuğun kadın açısından olabildiğince verimli hale getirilebilmesi için eğitim, irşad, maddi-manevî hazırlık ve organize bağlamında söylenen ve söylenebilecek olan pek çok şey vardır.

Kadının hac ibadetini bilinçli ve huzurlu bir şekilde eda edebilmesi için hac öncesi ve hac esnasında eğitim ve irşad faaliyetlerinin büyük önemi vardır. Hacda kadınların durumuna ilişkin olarak üzerinde durulması gereken en önemli hususlardan biri de budur. Diğer taraftan kadının yolculuğu, iskânı ve intikalleri ile ilgili organizasyonlara önemli görevler düşmektedir. Bu hususta Hz. Peygamberin kadınların bindiği develeri şarkı söyleyerek coşturan Ence-şe adlı sahabiye, hayvanları koşturarak kadınları sıkıntıya sokmaması için, 'Ey Enceşe! Kristallere karşı nazik ol!' hadisi  hatırdan çıkarılmamalıdır.



 
Kaynakça

ABDULKERİM Zeydan, el-Mufassal fi Ahkâmi'l-Mer'e, Müessesetü'r-Risale, Beyrut 1993.

AHMED b. Hanbel, el-Müsned, Dâru Sadir, Beyrut ty., I-VI C.

BİGİYEF, Musa Carullah, Kur'ân-ı Kerîm Âyet-i Kerimelerinin Nurları Huzurunda Hatun, Yayına Haz. Mehmet Görmez, 3. baskı, Kitabiyat Yay., Ank. 2002.

   , İslâm şeriatının Esasları (Değişkenler ve Sabiteler), Yayma Haz. Hatice Gör
mez, Kitabiyat Yay., Ank. 2002.

BUHÂRÎ, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesai, İbni Mâce: Bu hadis kitaplarının Salih b. Abdülaziz b. Muhammed Âlu'ş-Şeyh gözetiminde 'el-Kütübü's-Sitte' adıyla bir arada basılan Dâru's-Selam 2000, Suudi Arabistan baskısından yararlanılmıştır.

CASSAS, Ebû Bekir Râzî el-Cassâs, Ahkâmü'l-Kur'an, Kahire, ty.

ERUL, Bünyamin ve Keleş, Ekrem, Haccı Anlamak, Diyanet İşleri Başkanlığı yayını, Ankara 2005.

HATİBOĞLU, Haydar, Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınlan, İst. 1983.

HEYET, Diyanet Hac Rehberi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını, Ankara 2001.

HEYET, Hac İlmihali, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını, Ankara 2005.

ISMATÜDDİN Gerger, el-Mer'etu fi Ahdi'n-Nebevi, Dâru'l-Garbi'l-İslâmî, Beyrut 1993.

İBN HAZM, el-Muhallâ (I-XI), Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut, ty.

İBN KAYYIM el-Cevziyye, Zâdü'l-Meâd fi Heydi Hayri'l-lbâd, Müessesetü'r-Risale, Beyrut 1979.

İBN KUDAME, Muvaffakuddîn 'Abdullah b. Ahmed b. Kudame (541/1146-620/1223), el-Muğnî I-XIV, Daru'l-Fikr, Beyrut 1984.

İBNU'L-CEVZÎ, Hafız Abdurrahman b. Ali b. el-Cevzî, Kitabu Ahkâmi'n-Nisâ, tahkik: Ali b. Muhammed Yusuf el-Muhammedî, el-Mektebetü'l-Asriyye, Beyrut 1988.

İMAM MÂLİK (Mâlik b. Enes), el-Muvatta, Tahkik: Muhammed Fuad Abdülbaki, Da-ru Ihyai'l-Kütübi'l-Arabiyye, Mısır 1951.

İMAM ŞAFİÎ, Ahkâmü'l-Kur'an, Daru Ihyai'l-Ulum, Beyrut 1990.

KURTUBÎ, Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed, el-Câmiu li Ahkâmi'l-Kur'an, Daru Ihyai't-Türasi'l-Arabî, Beyrut ty.

MUHAMMED Ahmed İsmail, el-Mer'etu beyne Tekrimi'l-İslâm ve İhaneti'I-Cahiliy-ye, Dâru'l-İman, İskenderiye 2005.

NEVRA Bint Muhammed, Şahsiyyetu'l-Mer'e fi'l-Kısasi'l-Kur'anî, Dâru ibn el-Cevzî, Suudi Arabistan 1427H.

RAVİYE Ahmed, el-Hayzu ve'n-Nifâsu ve'l-İstihâza vema yeteallku biha mine'l-Ah-kâm, Dâru'l-Medenî, Mısır 1991.

SAN'ÂNÎ, Muhammed b. İsmail el-Kahlani (Emir San'ânî), Sübülü's-Selam, Ihyau't-Türasel-Arabi, Kahire 1960.

SEMERKANDÎ, Alauddin es-Semerkandi, Tuhfetu'l-Fukaha (l-lll), Daru'l-Kütübi'l-ll-miyye, Beyrut 1984.

SEYYİD Kutub, FÎZılâli'l-Kur'an, Dâru'ş-Şurûk, Beyrut 1985.

SEYYİD Sabık, Fikhu's-Sünne, Mektebetü Dâri't-Türâs, Kahire, ty.

ŞA'RAVÎ, Muhammed Mütevelli Şa'râvî, Fetâva'n-Nisâ, el-Mektebetü'l-Asriyye, Beyrut 2002.

ŞAH Veliyullah ed-Dehlevî, Huccetullahi'l-Bâliğa.

YUSUF Karadavî, Fetâvâ Muasıra.

YÜCEL, İrfan, Hac Rehberi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1997.

ZUHAYLÎ, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletuhu.

MA'RÛF  ed-Devâlîbî,   Muhammed,   el-Mer'etu  fi'l-İslâm,   Dâru'n-Nefâis, Beyrut, 1989.

http://www.islam-qa.com http://www.diyanet.gov.tr http://www.sultan.org http://www.al-islam.com http://www.suleymaniyevakfi.org http://www.uqu.edu.sa/ http://www.f3ms.com/ http://www.ahlalhdeeth.com/ http://www.qaradawi.net/

« Son Düzenleme: Temmuz 18, 2009, 04:53:10 pm Gönderen: vaizismail » Logged

vaizismail
vaizismail
Administrator
Sr. Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 496


Paylaşılan şeyler çoğalır Dünya ve Ahirette


WWW
« Yanıtla #2 : Temmuz 18, 2009, 11:27:51 am »

Dr. Kadriye AVCI ERDEMLİ

İstanbul İl Müftü Yardımcısı


Hacda Kadınların Durumu" başlıklı tebliğinde, haccın pratiğindeki zorlukları göz önünde tutarak, hac ibadetini kadınlar açısından kolaylaştırma doğrultusunda tespitlerde bulunan Sayın Dr. Ekrem Keleş'e teşekkür ederim. Kadınların durumunu görerek ve anlayarak hazırlamış olduğu tebliğini bizlerle paylaştı. Aynı konuda ben de bir tebliğ hazırlamış olsaydım, benzer şeyler söylerdim.

Tebliğcimiz "Hac, her türlü ayrımcılığı ve imtiyazı ortadan kaldıran bir ibadettir. Tavafta kadın-erkek Kabe'nin etrafında beraber dönerler. Hatta günümüzde yer yer kadın-erkek karışık olarak saflara durup namaz kılmaktadırlar. Bu fiilî durumu kimse değiştirmemektedir. Haccın izdihamlı günlerinde kişi; annesi, kız kardeşi, kızı, eşi, halası, teyzesi her ne ise mahremlerinden biriyle tavaf yaparken farz namaz için kamet getirilmekte ve herkes olduğu yerde namaza durma mecburiyetinde kalmaktadır. Bu fiilî durum birtakım fıkhî kurallara uymasa da, artık zaruret kapsamında işlerlik kazanmaktadır. Haccın eşitleyici işlevi âdeta burada fiilî olarak zorunlu bir şekilde kendini hissettirmektedir" ifadelerinde de olduğu gibi, hac ibadetinin yaşanarak anlaşılabilecek bir ibadet olduğunu ben de bizzat yaşayarak müşahede etmiş bulunmaktayım.

Hac, bir nevi mahşeri temsil ettiği için, bu görüntüler insanların dünyada temsilî olarak mahşeri yaşamalarına vesile olmaktadır.

Sayın Keleş'in, kadınların hacda erkeklerin elbiselerini yıkaması, yemeğini yapması anlayışının kaldırılması gerektiğine ve Mescid-i Nebevî'deki kadınlara ayrılan bölümün yetersizliğine dikkat çekmiş olması takdire şayandır. Zira kendisinin de belirttiği gibi, erkeklerin rahatça ziyaret edebildikleri Ravza'da kadınların ezilme tehlikesi yaşamalarının, kadınların birçok hakkının verildiği bu beldede centilmence bir tavır olmadığı kanaatindeyiz.

Dr. Ekrem Keleş tebliğinde konuyu daha çok fıkhî açıdan ele almıştır. Kadınların mahremsiz olarak hacca gidip gidemeyeceğini tartışmış, bu konudaki hadisleri serdetmiştir. Bu hadislerden de anlaşıldığı üzere, bir kadının üç gün veya daha fazla süreyle tek başına yolculuk yapması güvenlik açısından mahzurlu görülmüştür. Ancak tebliğde de alıntılınan Yusuf el-Kardavî'nin "...Bu hüküm bazılarının zannettiği gibi kadına karşı bir suizan değil, kadının itibarını korumaya yönelik ihtiyati bir hükümdür. Fakat hac yolculuğunda kendisine refakat edecek mahrem bulamaz, bunun yerine yanlarında gidebileceği emin erkekler veya güvenilir kadınlar bulur veya yol güvenli olursa yolculuğuna bir engel yoktur. Özellikle de zamanımızda yolculuk, geçmiş dönemlerdeki gibi tehlikelerle dolu değildir. Gemiler, uçaklar, otobüsler gibi toplu taşıma araçları vasıtasıyla yapılmaktadır" şeklindeki görüşü, zamanın değişmesiyle hükmün de değişeceği esası çerçevesinde sorunu çözüme kavuşturmaktadır. Zaten İmam Mâlik ve İmam Şafiî de kadınların grup halinde hacca gidebileceğini kabul etmektedirler. Bugünkü uygulama da bu görüşler doğrultusundadır.

Tebliğde, iddet bekleyen kadının hacca gidip gidemeyeceği uzunca ele alınmış ve bu konudaki fıkhî görüşlere yer verilmiştir. Bu görüşlerde, Talâk sûresi birinci âyeti hükmüne göre kadınların iddet süresince hacca gidemeyeceği, hatta evinden bile çıkamayacağı anlatılmıştır. Oysa bu görüşler, tebliğde zikredilen şu iki hadise de aykırıdır: Müslim, Câbir b. Abdillah'tan şöyle rivayet etmiştir: "Boşanmış olan teyzem hurmasını budamak (için evden çıkmak) istedi. Bir adam çıkmasına engel oldu. Teyzem, Hz. Peygambere (SA V) geldi, sordu. Hz. Peygamber (SA V) buyurdu ki: 'Evet çık, hurmanı buda, belki tasadduk eder yahut bir iyilik yaparsın' dedi." (Müslim, Talâk: 7)

Hz. Âişe'nin kız kardeşi Ümmü Gülsüm'ün kocası öldürüldüğü zaman vefat iddeti sırasında Hz. Âişe ile birlikte umreye gitmiştir.

Talâk sûresi birinci âyetin tefsiriyle ilgili olarak Prof. Dr. Süleyman Ateş ise şöyle demektedir: "Bu âyet kadının iddet beklerken hacca gidip gitmeyeceği ile ilgili değildir. Erkek karısını iddeti içinde evinden çıkaramaz, kadının mesken ve nafakasını sağlar anlamındadır. 'Onlar da çıkmasınlar' ifadesinde anlatılan ise, kocalarının 'çık git' demesiyle çıkıp gitmemeleridir. Zira ev aynı zamanda hâlâ kadının da evidir. Yoksa bu emir kadının hiç evden çıkmayacağı hatta hacca bile gitmeyeceği anlamına gelmez. Kadın, zaruri ihtiyaçları için evinden çıkabilir." (Süleyman Ateş, Kur'ân-ı Kerîm Tefsiri, c. 6, s. 2738)

Farz olan hacca kocanın izni olmadan da gidilebileceği tebliğde de beyan edilmiştir. Fakat nafile olan hacca izinsiz gidilemeyeceğine dair delil getirilen hadis, bir hadis kitabından değil fıkıh kitabından alınmış olup sıhhati de bilinmemektedir.

Hacda kadınları en çok ilgilendiren hususlardan birisi de, adetli iken tavaf meselesidir. Ekrem Bey tebliğinde klasik uygulamaları, meşhur görüşleri ve kolaylaştırıcı görüşleri detaylı bir şekilde ele almıştır. Burada da, yine Me-celle'nin "zamanın değişmesiyle, hükümlerin değişmesi" prensibine göre amel etmek karşımıza çıkıyor. Ekrem Bey'in tebliğinde de yer alan İbn Kay-yım'ın şu görüşü buna işarettir: "Hac ibadetinin ifa edildiği ilk zamanlarda hacca giden kafile bireylerinin hepsi görevini bitirmedikçe geri dönmezlerdi. Bir kadın âdet olmuş ise, onu da beklerlerdi."

Tebliğde de yer alan Safiye Binti Huyey hadisi bunun bir örneğidir.

Günümüzdeki uygulumada ise kadınlar, bu hallerinde tavaf yapamamakta, en iyi niyetli çözüm olarak kadının bir sonraki kafileye kalması sağlanabilmektedir ki, bu da kadının ailesinden, kafile arkadaşlarından, belki köylüsünden ayrılması demektir. Buna razı olmayan kadın mecburen âdet geciktirici hap kullanmaktadır ki, bu durumun sakıncalı olabileceğini Ekrem Bey de ifade etmişlerdir. Bu durumda belki hap kullanımının yasaklanması değil de, doktor kontrolünde bilinçli kullanılması sağlanabilir. Ramazan ayında orucu tam tutabilmek için hap kullanımına fetva verilmemesinin, hacda da uygulanması halinin ise hanımları daha da çıkmaza sokacağı kanaatindeyiz. Çünkü ramazan ayı her yıl yaşanabilen oruç ibadetinin yapıldığı bir aydır. Hac ise, belki ömründe bir kere yapılabilecek olan bir ibadettir.

Bugün, hacca mahremsiz gitme konusu, nasıl ki Şafiî veya Mâlikîlerin görüşüne göre pratize edilmişse, tavaf konusunda da İbn Kayyım'ın, "kafile Mekke'de kadını bekleyemeyecek ise kadın hayızlı olduğu halde ziyaret tavafını zaruretten dolayı yapabilmeli, çünkü zaruretler haramları mubah kılar" görüşünü şahsen biz de paylaşmaktayız.

Fıkıh kitaplarımızda bu düşüncede olan başka âlimlerimizin varlığını da görmekteyiz. Tebliğde dile getirildiği gibi, İbni Hazm'a göre nifaslı hanım tavaf yapabiliyor. Buna delil ise "Esma Binti Umeys, Zülhuleyfe'de doğum yapmış, Resûlullah ona gusül yapmasını ve hacca niyet etmesini emretmiştir. Onu tavaftan menetmemiştir. Hayız da mahiyet olarak nifas gibidir. Bu nedenle kadınların mecbur kaldıkları zaman hayızlı iken tavaf yapabileceği ve bir bedene de ödememesi gerektiği görüşü rahatlatıcı bir pratik olacaktır.

Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlar hacda da hemen hemen yarı yarıyadır. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hac organizasyonunda bayanlara yönelik irşad hizmetlerine yer vermesi ve bayan görevlilerin sayısını artırması takdire şayan bir uygulamadır. Ekrem Bey'in bu konudaki takdir duygularını biz de paylaşıyoruz. Zira erkekler camilerde vaaz ve hutbelerde hacla ilgili malumat toplayabilmektedirler. Oysa bayanlar hac bilgileriyle ancak hacca gittiklerinde karşılaşabilmektedirler. Bu bayanların birçoğu daha önce yurt dışına hiç çıkmamış olup, hatta içinde bulunduğu şehrin, kazanın veya köyün dışına çıkmayanlar da vardır.

Tebliğde de belirtildiği gibi, fetva ekibine gelen soruların % 60-65'inin kadınlarla ilgili olduğu bilinmektedir.

Yine hurafeler yaygın bir şekilde hanımlar tarafından uygulanmaktadır. Meselâ Zemzem kuyusunun duvarına, Kabe'nin duvarına veya Mescid-i Nebevî'nin sütunlarına havlu, mendil ve çamaşır sürme bizim de şahit olduğumuz yanlış uygulamalardır. Bunlar da dikkate alınarak bayan irşad görevlilerinin sadece hacda değil, hac öncesi hacı adaylarına verilen seminerlerde de görev alması ihtiyacı bariz bir şekilde kendini hissettirmektedir.

Bayan istihdamı ve görevlendirme konusunda pozitif ayrımcılıktan yana olan Başkanlığın, irşad ekibinden daha önce hac görevi yapan tecrübeli bayan personelini tekrar görevlendirmesini ve hac sınavında da erkek görevlilerle aynı puan uygulamasına geçmesini temenni etmekteyiz. Zamanla, erkek irşad görevlisi kadar, tecrübeli kadın personelin de görevlendirilmesinin hac hizmetlerinin kalitesini daha da artıracağına inanıyoruz.

Dr. Ekrem Keleş, "kadının ihramı yüzündedir" sözüne uzunca yer vermiştir. Kendisinin de belirttiği üzere, hadis olduğu bile şüpheli olan bu söz yerine, kadınların kıyafetlerindeki çeşitliliğe, renklerin modellerin İslâm kültüründe zenginlik olduğuna ve bu zenginliğin bir tek gayeye yönelmiş olduğuna dikkat çekebilirdi. Benim hacda en dikkatimi çeken hususlardan birisi, kadınların geldikleri ülkelerin kültürünü yansıtacak renk ve modellerde giyinmiş olmalarıydı. Orası âdeta bir serbest kıyafet panayırı ve sergisi görünümündeydi. Renk renk, biçim biçim çok değişik giyinmiş kadın ve erkekler ortak bir gaye için bir arada bulunuyorlar, o gaye için kalpleri atıyor ve gözyaşı akıtıyorlardı. Siyah örtülü-peçeli Yemen ve Ummanlı hanımlar, beyaz işlemeli, omuzlarından beline kadar sarkan aynı tip başörtüleri, beyaz pantolonları, beyaz eldiven ve çoraplarıyla Malezyalı ve Endonezyalı hanımlar sessiz sakin, hac konusunda eğitimli ve kibar tavırlarıyla dikkatimizi çekmişti. Bayram sabahı hepsi yeni kıyafetler giymiş ve hafif de makyaj yapmışlardı.

Pakistan ve Hindistanlı hanımların şeffaf başörtüleri; beyaz giyinen Mı-sır'lı hanımların hazır başlık şeklindeki başörtüleri ve rahat tavırları; rengârenk giyinen Afrika hacıları, bol rahat kıyafetlerinin yanında değişik başörtü bağlamalarıyla dikkatlerimizi çekti.

Ayrıca, iklim şartları gereği elbise giymiş olan Arap erkeklerine, hatta İs-koçyalılar gibi etek giymiş erkekleri görünce, kıyafette kadının erkeğe, erkeğin kadına benzemesi anlayışımız yeniden şekillendi.

Konu kıyafetten açılmış iken burada bir istatistiki bilgiye değinmek istiyorum. Doç. Dr. Mehmet Bayyiğit'in "Sosyo-Kültürel Yönleriyle Türkiye'de Hac Olayı" isimli kitabında belirttiğine göre, hac dönüşünde kıyafetlerinde değişiklik yapan kadınların oranı % 26,9'dur. Geriye kalan % 72,3'ü ise kıyafetlerinde herhangi bir değişiklik yapmamış olup eskisi gibi giyinmeye devam etmektedir. Kıyafetinde değişiklik yapmayan kadınlar, daha çok kırsal alanlarda oturanlardır.

Kıyafetinde değişiklik yaptığını söyleyen 35 kadından 27'si hac öncesine göre, hac sonrasında tesettüre daha çok riayet etmeye başladıklarını, daha geniş giysiler tercih ettiklerini söylemişlerdir. Kadınlardan sekizi ise hac öncesi sadece ceket ve eşarpla dolaşırken, hac sonrası pardösü giymeye başladıklarını söylemişlerdir.

Bu tebliğde, masa başı görüşlere değil de, sahada hanımların sorunlarına şahit olup o gözle bakan, "zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız" düsturunu esas alan iyi niyetli bir pratik görmüş olduk. Bu anlayışlı tebliğinden dolayı Sayın Dr. Keleş'e bir kez daha teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.



Yusuf ALTAŞ

Din işleri Yüksek Kurulu Üyesi


Sayın Diyanet İşleri Başkanım, kıymetli davetliler; sözlerime başlamadan önce hepinizi sevgi ve saygılarımla selâmlıyorum. Bu sempozyumu düzenleyenlere ve tüm emeği geçenlere şükranlarımı sunuyor, hayırlara vesile olmasını Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.

"Hacda Kadınların Durumu" konulu Dr. Ekrem Keleş tarafından sunulan tebliğin müzakeresi için huzurunuzdayım. Tebliğ metnini dikkatle okudum. Tebliğ sahibi ciddi bir çalışma ve kaynaklara inerek konuyu ilmî metotlara uygun bir tarzla ele almıştır. Doyurucu bir tebliğ hazırladığı için kendisine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Diğer ibadetlerde olduğu gibi hac ibadetinin farziyeti, fazileti bakımından kadınla erkek arasında genelde fark yoksa da uygulamada bazı farklılıklar bulunmaktadır. Haccın farz olmasının şartları sayılırken erkeklerden farklı olarak kadınlar için ayrıca yanında mahreminin bulunmasını bazı fakihler şart koşmuşlardır. Ayrıca iddet bekleyen kadının da iddeti içerisinde hacca gidemeyeceği dört mezhebin imamları tarafından vurgulanmıştır.  Ancak bu konu ric'î talâkı ilgilendirmektedir. Ayrıca mahrem şartı haccın farziyeti için değil yolculukla ilgili bir durumdur. Hanefî ve Hanbelîler kadının mahremi olmaksızın üç gün üç gecelik bir yolculuğa çıkmasını yasaklayan hadis-i şerife binaen bu kaydı koyuyorlarsa da, Şafiî ve Mâlikîler yol emniyetinin olması, bir grupla veya kadınlar topluluğuyla çıkılması halinde kadının mah-remsiz olarak hacca gidebileceğini ifade ediyorlar ki, bugün uygulama da bu istikamettedir.

İddet bekleyen kadının hacca gitmesi olayı çok nadirattan olan bir olay olmasına rağmen bugün kur'a ile hacca gitme olduğundan böyle bir durumda bu kadına "hacca gidemezsin" demek ileriki yıllarda da hacca gitme imkânı olmaması halinde bu kadını böyle bir ibadetten mahrum etmek olur ki, bu da büyük bir vebaldir. O bakımdan her ne kadar mezhep imamları caiz görmüyorlarsa da selef ulemasından bu hususa cevaz verenlerin yanında Zahirilere göre de bir beis görülmemektedir.

Gerek erkek gerekse kadınlar için haccı kolaylaştırıcı görüşlerden istifade cihetine gidilerek, farziyeti, fazileti, tatkibatı konusunda insanları rahatlatmanın daha doğru olacağı kanaatindeyim.

Farz olan hac için kadına kocasının izni şart değildir. Kocası izin verse de vermese de farz olan haccını yapar. Zira Halika isyan olan yerde mahluka itaat yoktur. Koca farz olan hacca mani olamazsa da nafile hacca mani olabilir. Ancak bu konularda eşlerin birbirlerine karşı saygılı ve olumlu davranmaları daha uygun olur.

Hac ve umrenin eda edilişi bakımından kadınla erkek arasında fark yoksa da, kadınlar ihramda iken elbise ve ayakkabı gibi normal şartlarda giydiği giysileriyle bu ibadetlerini ifa ederler. Diğer ihram yasakları aynen devam eder. Kadınlar mîkat mahallinde ihrama girerken ay halinde iseler ihram namazı kılmazlar. Hac veya umreye niyet ederek telbiye getirirler ve böylece ihrama girerler. Kabe'yi tavafın dışında haccın tüm menâsikini yerine getirirler. Ay hali haccin diğer menâsikini yapmaya mani değildir. Farz olan tavafı bayram günlerinde bu mazeretinden dolayı yapamayanlar; bekler, temizlenir, boy abdes-ti aldıktan sonra tavaflarını yaparlar. Nitekim bu durumda olan kadınlar için hac organizasyonu gerekli tedbiri almakta, kafilesi gitse dahi bu kadınlar Mekke'de misafir edilerek daha sonradan memleketlerine gönderilmektedirler.

Hacda kadınların farklı durumları ve özel halleriyle ilgili gerek hac öncesinde mahallinde ve gerekse Mekke ve Medine'de, fetva ve irşad ekipleri marifetiyle gerekli bilgi verilmektedir. Sayın Dr. Ekrem Keleş tebliğinde yeterli bilgi verdiği için aynı şeyleri tekrar etmek istemiyorum. Ancak hac ve umrede kadınların ay halini geciktirmek için kullandıkları ilaçların hem sağlık açısından ve hem de dinî noktada kendilerine sıkıntı olduğundan Türkiye'de iken gerekli uyarıların yapılarak ilaç kullanmamalarının ve durumu tabiî seyri üzere bırakmalarının daha doğru olduğunu vurgulamak istiyorum. Zira ilaç kullanılması halinde ay hali günlerinde düzensizlikler ortaya çıkabiliyor. Ay hali midir değil midir; kendiside karar vermede zorlanıyor. O bakımdan en iyisi hiç ilaç kullanmamaktır.

Kadınların kocalarıyla birlikte hacca gitmeleri halinde önemli problemlerinden biri de ihramlı iken cinsi ilişkide bulunmalarıdır. Hem erkek ve hem de kadınlar gerek hac öncesinde ve gerekse hac esnasında sık sık ihram yasakları konusunda bilgilendirilmeliler. Özellikle de ilk tehallül ve son tehal-lül çok iyi anlatılmalıdır. İhramlıya ne zamana kadar nelerin yasak olduğunun çok iyi anlatılması gerekiyor.

Kadınların hacda zorlandıkları konulardan biri de cemaate katılmalarıdır. Türkiye'mizde kadınlar ramazan dışında camiye ve cemaate pek katılmadıklarından alışkın değillerdir. O bakımdan kendilerine cemaatle namaz konusunda bilgi vermenin yanında Mekke ve Medine'de, Arafat'ta, Mina ve Müz-delife'de cemaatle namaz kılarken nasıl davranacakları da kendilerine anlatılmalıdır. Özellikle bayan görevliler kendilerine rehberlik yapmalı, Mekke ve Medine'de Harameyne gidip gelmede kendilerine yardımcı olmalıdırlar. Hanımlar çok kalabalık ve aşırı izdihamlardan kaçınmalıdırlar. Hele çok yaşlı ve hasta kadınların hac menâsiki dışında vakit namazlarını ya evlerinde veya mahalle mescitlerinde kılmaları daha uygun olur.

Hac için kesin kayıtlardan sonra kafile başkanları ve din görevlileri de belli olunca bir program dahilinde il ve ilçelerde hacı adaylarımıza seminerler yapılıyorsa da hacılarımızın büyük bir kısmı bu toplantılara katılmıyor. Bazıları da oğlunu, torununu göndererek "bak bakalım ne diyorlar" diye işi ciddiye almıyorlar. O bakımdan kesin kayıt anında hacı adaylarından kişi başına 200 dolar alınmalı ve yapılan programa göre her seminere katılan hacı adayına 25 dolar geri ödenmelidir. Böylece faraza 8 seminere katılan hacı adayına 200 dolar geri ödenmiş olur. Seminerlere katılmayanların paraları ise gelir kaydedilir. Böyle caydırıcı bir tedbirle ümit ediyorum ki, seminere katılım sağlanmış olur. Seminerler çok önemli; zira hac menâsikinin icrası müddetince yollarda, intikallerde seminerlere katılan hacılarımızda problemlerin asgariye indiğini görmekteyiz. Seminerlere katılmayan hacılarımızda ise durum bunun tam aksi olmaktadır. İbadetin sağlıklı yapılması, problemlerin asgariye indirilmesi için seminer; yani eğitim şarttır.

Son birkaç yıldır fetva ve irşad ekibi tek ekip olarak düzenlenmekte ise de pratikte bunun sıkıntısı yaşanmaktadır. O bakımdan tek ekip olarak dü-zenlense dahi arkadaşlardan altı kişinin sadece fetvada, diğerlerinin de sadece irşadda görevlendirilmeleri, karışıklığı önleme açısından gerekli görülmektedir. Fetva ve irşad ekibi aynı binada ve ayrı bürolarda olmalı ve aynı binada kalmalıdırlar. Otelleri ayrı, hizmet verdikleri yer ayrı olursa gidip gelme problemi olmaktadır.

Pratik olması açısından irşad ekibi personelinden bir grup Mesfele'de, bir grup Mahbes'te, bir grup da şirketlere hizmet verecek şekilde planlanmalıdır. Yolların tıkanmasından dolayı tek merkezden gidip gelme çok sıkıntılı olmakta ve bazı kafilelere ulaşılamamaktadır. Ayrıca irşad ve fetva ekibi personelinin Mekke ve Medine'de kaç gün kalacakları, kimin nerede görev yapacağı önceden belli olmalıdır.

Son bir noktaya işaret etmek istiyorum. Bayan görevli bulunmayan illere görevlendirme yapmak suretiyle hac öncesinde bayanlara özel seminerler verilmelidir.

Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!